Aksesuar Tasarımı

Gösteri Dünyasının Prop Ustası Murat Efe

  • #


Yazı: Fatma Yavuz

Müzik ile senkron halinde hızlıca kayan jenerikte isimleri küçük puntolarla yazılı büyük kahramanlar yatar. Ses ekibi, yönetmen, senarist, kostüm-tasarım gibi yapımda emeği geçen tüm ekip birbiri ardına akıp gider. Murat Efe de tasarımlarıyla sahne arkasında rol alan isimlerden biri. Balat’taki atölyesinde film, dizi film, tiyatro, dans gösterileri ve müzeler için dekor, kostüm ve aksesuar tasarlayan Efe ile Türkçede tam karşılığını “Prop” olarak tanımladığı sanatını konuştuk.

İstanbul’un renkli evleriyle meşhur tarihi Balat semtindeyiz. Son yıllarda çehresi yenilense de şehrin eski dokusundan izler taşıyan semtin dar sokakları arasında yürüyoruz. Birbiri ardına sıralı küçük dükkânların üzerinde elimizde yazılı olan kapı numarasını arıyoruz. Fazla ilerlediğimizi düşünerek geri dönüp, demir büyük bir kapıyı aralıyoruz. Kapıda bizi karşılayan zırhlı bir şövalyeden anlıyoruz ki doğru adresteyiz.

Burası Murat Efe’nin prop üretim atölyesi. Dizi film, sinema filmi, tiyatro, dans gösterileri ile müzeler için çeşitli dekor, kostüm ve aksesuarlar tasarlayan Efe, akla gelebilecek her türlü malzeme ve eşyayı kesip-biçerek, oyarak-kazıyarak, ekleyerek-çıkararak bambaşka bir ürüne dönüştürüyor. Bugüne kadar televizyon başına oturup izlediğimiz dizilerin, sinemada gişe rekorları kıran filmlerin, seyirci ile sanatçının birebir iletişim halinde olduğu tiyatro sahneleriyle, büyülenerek izlediğimiz dans gösterilerinin gizli kahramanlarından biri olan Murat Efe’yi atölyesinde ziyaret ettik. Üniversite yıllarından itibaren poster, afiş, kitap kapağı derken 22 yıl grafik tasarım, illüstrasyon ve animasyon dünyasında çalışan Efe’ye sahne sanatları, sinema ve dizi sektörüne hazırladığı tasarımlarını sorduk.

Grafik, İllüstrasyon, Animasyon

İşletmeci bir baba ile öğretmen bir annenin oğlu Murat Efe, aslında Mimar Sinan Güzel Sanatlar mezunu bir iç mimar. Ancak mesleğini hiç yapmamış. Öğrencilik yıllarında yöneldiği görsel iletişim tasarımı çalışmalarıyla 22 yılı geçmiş. Üniversitede okurken ilk profesyonel işi, Pera Palas’ın tanıtım afişi için çizdiği Agatha Christie ile Orient-Express’i olmuş. Aynı yıllarda tasarladığı ilk kitap kapağı da yayınlanmış.

Murat Efe, “Çocukluktan itibaren maket yapmaya, resim çizmeye meraklı biriydim. Mimarlık okurken grafik-illüstrasyon alanında yürüttüğüm projelerde şansım yaver gitti ve yolum kendiliğinden açıldı.” diyor. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte işin bambaşka boyutlarının ortaya çıktığını söyleyen tasarımcı, “Bizim kuşak konvansiyonelden dijital dünyaya geçti. Karanlık odadan çıktı, Photoshop bilen insanlar oldu. Bu açıdan sektöre adapte olan taraftayım. Teknoloji; tasarımlarımın aracı oldu, pratikleştirdi, hız kazandırdı. Alternatif yaratmanın zorlukları ortadan kalktı.” şeklinde konuşurken, 1996 yılında hayatına animasyonun girdiğini ifade ederek devam ediyor: “Animasyonda kare kare işler karalamaya başlarsınız. Bir beceriniz varsa renk sizi çekmeye başlar, başka boyalar denersiniz. Bu, bana devam eden bir öykü gibi gelir. Fıtratta biraz da merak olunca resimleriniz, illüstrasyonlarınız, karakterleriniz hareket etmek ister. Özetle, animasyon sizi gerçek anlamda çeker. Mimarlık, grafik ve illüstrasyondaki tecrübelerimi animasyonda birleştirdim ve sektörde 10 yıl çalıştım.”

Murat Efe, animasyondaki çalışmalarını, Türkiye’de çekilmiş en uzun 3-D animasyonu unvanını alarak taçlandıran bir isim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü proje kapsamında çalışan usta, 40 dakikalık çevre temalı kısa filmi için “Filmi, biri yönetmen üç kişi ile bir yılda tamamladık. Ses kastında Gazanfer Özcan, Savaş Dinçer, Settar Tanrıöven gibi değerli isimlerin olduğu çok özel bir işti.” şeklinde konuşuyor.


Taksim’deki Evinden, Balat’taki Atölyeye

Reklam, dizi film, sinema ve klip sektörlerine animasyon ve montaj desteği veren Efe’nin, dekor, kostüm ve aksesuar tasarımlarında geçmişi ise 2009 yılına dayanıyor. Sinema sektöründe çalışan bir arkadaşı, Özbekistan’da çekilecek Hollywood yapımı bir belgesel-dramanın kostümlerini yapmasını teklif ettiğinde Efe, kendini bir anda mızrak, kılıç, kalkan, ok ve yay, zırh ile tarihi kostümler yaparken bulduğunu söylüyor. “Bir işe özelde merakınız olup, hobi olarak ilgilendiğiniz vakit profesyonel anlamda yapma fırsatı doğduğunda da değerlendirmek istiyorsunuz.” diyen Efe’ye, 2010 İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olduğu dönemde yapılan canlandırmalar için dört ayrı proje gelir. Tasarım ustası, “Tabii tüm bunları evde amatör sayılabilecek birkaç aletle yapabilmenin pek mümkün olmadığını anlamam çok uzun sürmedi. Üretim arttıkça daha fazla donanım ve mekân isteyen bir iş haline dönüştü.” diyor. Hem işini hem de evini Taksim’den Balat’a taşıyan usta, 8 yıldır da buradaki atölyesinde küçük bir düğmeden tutun da demirden zırha, hançerden kırbaca, madalyondan bıçağa, eyerden, kordon bağına, kum saatinden mavzer-martini-lee-enfield tüfek çeşitlerine kadar akla gelebilecek her türlü kostüm ve aksesuarı üretiyor. Plastik, çelik, deri, ahşap gibi çeşitli malzemelerle çalışan Murat Efe, bazen de bitpazarından aldıklarını yapıştırarak, parçaları ekleyerek, madenleri eriterek yeni formlar oluşturuyor.

Bugüne kadar yerli ve yabancı pek çok sinema filminde tasarımlarını görebileceğimiz Murat Efe, bunlardan bazılarından bahsediyor: “Hasan Karacadağ’ın korku filmleri serisi olan Dabbe ile Magi’deki kahramanlara kostüm ve aksesuarlar tasarladık. Gani Müjde’nin Bizans Oyunları filmi için de çok fazla dönem kıyafeti çalıştık. Çağan Irmak'ın Nadide Hayatlar filmi için deniz altında kullanılan kayalar, karetta kabuğu ile ıhlamur ağacından oyma bir denizkızı heykeli yaptık. Düğün Dernek 2: Sünnet’te Ahmet Kural’ın giydiği tüylerden oluşan kanat yine bu atölyeden çıktı. Yine Kural ile Murat Cemcir’in 'Ailecek Şaşkınız' filmindeki hırsız Cemil karakteri için cansız manken çalıştık. Warhammer Space Marin kostümü, Gandalf’ın şapkası, 'Çanakkale Yolun Sonu' filminin tüm malzemeleri, ilk fantastik çocuk filmi olan Hititya gibi pek çok film, projelerimiz arasında yer alıyor.”

Lale Devri’nde bir cariye ile Hollanda Konsolosu’nun gerçek aşkının anlatıldığı teatral dans gösterisi Beyaz Gül, Dicle ile Fırat arasındaki toprakların 12 bin yıllık tarihinden süzülen efsanelerin anlatıldığı Sun of Mezopotamya, tiyatro oyunlarından ise Oriolanus William Shakespeare, Soytarılar Okulu, Balkon örneklerini veren tasarımcının, “Vatanım Sensin”, “Ölene Kadar”, “Filinta”, “Osmanlı Tokadı”, “Mehmed Bir Cihan Fatihi” gibi dönem dizilerinde kullanılan kostüm ve aksesuar çalışmaları da bulunuyor.

“Kapıdan Girenin Ne İsteyeceği Belli Olmuyor”

Murat Efe, sahne sanatlarında temel 3 unsurdan söz ediyor: Dekor, kostüm ve tamamlayıcı ayağı aksesuar. Dekoru zaman zaman yapsa da daha büyük bir prodüksiyon işi olması nedeniyle pek yapmayı tercih etmediğini belirten tasarımcı, kendisinin kostüm ve aksesuar üretmekten keyif aldığını anlatıyor. Yaptığının, tekstil işiyle karışmaması gerektiğini de ifade eden Efe, terziliğin bambaşka bir alan olduğunu aktarıyor.

Tasarım açısından en çok dönem kostümleri ve askeri kostümler çalışmayı sevdiğini dile getiren usta, bu alanın göründüğü kadar kolay olmadığından söz ediyor. Efe, “Güncel kalıpları bularak iş yapabilir, kurslarla eğitim alabilir, üniversitelerde öğrenip kolayca tecrübe edebilirsiniz ancak dönem işi daha farklı. Genel geçer bir sahne için karakterin giydiği bir kostüm olarak olaya bakabilirsiniz ama bildiğiniz anlamdaki doğru da her zaman doğru olmayabiliyor. Her şeyin daha konvansiyonel, kumaşın bile elle yapıldığı bir dönemden söz ediyorsanız, kostüm ve aksesuardaki teferruatlara dikkat etmeniz gerekiyor. Tam olarak doğru olmasa bile gerçeğe yakın bir tasarım yapmanız gerekir.” diye konuşuyor. “Kapıdan girenin ya da telefondaki sesin sizden ne isteyeceği hiç belli olmuyor.” diyen Murat Efe ile sohbetimiz, yaptığı tasarımlar üzerine devam ediyor. Bazı çalışmalarda estetik dâhil mekanik, elektronik, biyonik tüm mekanizmaları bir arada kullanmalarının gerektiğini ifade eden usta, buna bir ilaç firması için çalıştığı kum saati örneğini veriyor. Sanatkâr bu aletin gerçekten çalıştığını ve her dönüşünde 3 farklı rengin ivme kazandığını söylerken, ‘Ne yapıyorsunuz?’ sorusunun cevabı bizim meslekte çok tuhaf: hem her şey hem de hiçbir şey” diyerek düşüncelerini ifade ediyor.

Son dönemde yayınlanan Vatanım Sensin adlı TV dizisindeki işkence sahnesi için deri bir kırbaç istendiğini aktaran Efe, yapılacak olan bu kırbacın oyuncuya zarar vermeyecek ama orijinali gibi siyah meşinden ucu topuzlu görünerek aynı dinamiği veren bir malzemeden olması gerektiğini dile getiriyor. Kendisiyle görüştüğümüz günlerde bu işe yoğunlaşan usta, ayrıca Mehmed Bir Cihan Fatihi adlı dizide Fatih Sultan Mehmed’i canlandıracak ana karakter için de “Fatih’in zırhı”nı işliyor.


Öncelikle tarihi kaynaklarda “Fatih’in zırhı” şeklinde bir kayıt olmadığını belirten Efe, “Osmanlı tarihine özel ilgim dışında Panorama 1453 Tarih Müzesi’nin araştırma, eskizleme ve ön çizimlerini yapan 6 kişiden biriyim.” diyerek, Fatih projesiyle ilgili şu bilgileri aktarıyor:

İstanbul’un renkli evleriyle meşhur tarihi Balat semtindeyiz. Son yıllarda çehresi yenilense de şehrin eski dokusundan izler taşıyan semtin dar sokakları arasında yürüyoruz. Birbiri ardına sıralı küçük dükkânların üzerinde elimizde yazılı olan kapı numarasını arıyoruz. Fazla ilerlediğimizi düşünerek geri dönüp, demir büyük bir kapıyı aralıyoruz. Kapıda bizi karşılayan zırhlı bir şövalyeden anlıyoruz ki doğru adresteyiz.

Burası Murat Efe’nin prop üretim atölyesi. Dizi film, sinema filmi, tiyatro, dans gösterileri ile müzeler için çeşitli dekor, kostüm ve aksesuarlar tasarlayan Efe, akla gelebilecek her türlü malzeme ve eşyayı kesip-biçerek, oyarak-kazıyarak, ekleyerek-çıkararak bambaşka bir ürüne dönüştürüyor. Bugüne kadar televizyon başına oturup izlediğimiz dizilerin, sinemada gişe rekorları kıran filmlerin, seyirci ile sanatçının birebir iletişim halinde olduğu tiyatro sahneleriyle, büyülenerek izlediğimiz dans gösterilerinin gizli kahramanlarından biri olan Murat Efe’yi atölyesinde ziyaret ettik. Üniversite yıllarından itibaren poster, afiş, kitap kapağı derken 22 yıl grafik tasarım, illüstrasyon ve animasyon dünyasında çalışan Efe’ye sahne sanatları, sinema ve dizi sektörüne hazırladığı tasarımlarını sorduk.

Grafik, İllüstrasyon, Animasyon

İşletmeci bir baba ile öğretmen bir annenin oğlu Murat Efe, aslında Mimar Sinan Güzel Sanatlar mezunu bir iç mimar. Ancak mesleğini hiç yapmamış. Öğrencilik yıllarında yöneldiği görsel iletişim tasarımı çalışmalarıyla 22 yılı geçmiş. Üniversitede okurken ilk profesyonel işi, Pera Palas’ın tanıtım afişi için çizdiği Agatha Christie ile Orient-Express’i olmuş. Aynı yıllarda tasarladığı ilk kitap kapağı da yayınlanmış.

Murat Efe, “Çocukluktan itibaren maket yapmaya, resim çizmeye meraklı biriydim. Mimarlık okurken grafik-illüstrasyon alanında yürüttüğüm projelerde şansım yaver gitti ve yolum kendiliğinden açıldı.” diyor. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte işin bambaşka boyutlarının ortaya çıktığını söyleyen tasarımcı, “Bizim kuşak konvansiyonelden dijital dünyaya geçti. Karanlık odadan çıktı, Photoshop bilen insanlar oldu. Bu açıdan sektöre adapte olan taraftayım. Teknoloji; tasarımlarımın aracı oldu, pratikleştirdi, hız kazandırdı. Alternatif yaratmanın zorlukları ortadan kalktı.” şeklinde konuşurken, 1996 yılında hayatına animasyonun girdiğini ifade ederek devam ediyor: “Animasyonda kare kare işler karalamaya başlarsınız. Bir beceriniz varsa renk sizi çekmeye başlar, başka boyalar denersiniz. Bu, bana devam eden bir öykü gibi gelir. Fıtratta biraz da merak olunca resimleriniz, illüstrasyonlarınız, karakterleriniz hareket etmek ister. Özetle, animasyon sizi gerçek anlamda çeker. Mimarlık, grafik ve illüstrasyondaki tecrübelerimi animasyonda birleştirdim ve sektörde 10 yıl çalıştım.”

Murat Efe, animasyondaki çalışmalarını, Türkiye’de çekilmiş en uzun 3-D animasyonu unvanını alarak taçlandıran bir isim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü proje kapsamında çalışan usta, 40 dakikalık çevre temalı kısa filmi için “Filmi, biri yönetmen üç kişi ile bir yılda tamamladık. Ses kastında Gazanfer Özcan, Savaş Dinçer, Settar Tanrıöven gibi değerli isimlerin olduğu çok özel bir işti.” şeklinde konuşuyor. Bugüne kadar yerli ve yabancı pek çok sinema filminde tasarımlarını görebileceğimiz Murat Efe, bunlardan bazılarından bahsediyor: “Hasan Karacadağ’ın korku filmleri serisi olan Dabbe ile Magi’deki kahramanlara kostüm ve aksesuarlar tasarladık. Gani Müjde’nin Bizans Oyunları filmi için de çok fazla dönem kıyafeti çalıştık. Çağan Irmak'ın Nadide Hayatlar filmi için deniz altında kullanılan kayalar, karetta kabuğu ile ıhlamur ağacından oyma bir denizkızı heykeli yaptık. Düğün Dernek 2: Sünnet’te Ahmet Kural’ın giydiği tüylerden oluşan kanat yine bu atölyeden çıktı. Yine Kural ile Murat Cemcir’in 'Ailecek Şaşkınız' filmindeki hırsız Cemil karakteri için cansız manken çalıştık. Warhammer Space Marin kostümü, Gandalf’ın şapkası, 'Çanakkale Yolun Sonu' filminin tüm malzemeleri, ilk fantastik çocuk filmi olan Hititya gibi pek çok film, projelerimiz arasında yer alıyor.”

Lale Devri’nde bir cariye ile Hollanda Konsolosu’nun gerçek aşkının anlatıldığı teatral dans gösterisi Beyaz Gül, Dicle ile Fırat arasındaki toprakların 12 bin yıllık tarihinden süzülen efsanelerin anlatıldığı Sun of Mezopotamya, tiyatro oyunlarından ise Oriolanus William Shakespeare, Soytarılar Okulu, Balkon örneklerini veren tasarımcının, “Vatanım Sensin”, “Ölene Kadar”, “Filinta”, “Osmanlı Tokadı”, “Mehmed Bir Cihan Fatihi” gibi dönem dizilerinde kullanılan kostüm ve aksesuar çalışmaları da bulunuyor.

“Kapıdan Girenin Ne İsteyeceği Belli Olmuyor”

Murat Efe, sahne sanatlarında temel 3 unsurdan söz ediyor: Dekor, kostüm ve tamamlayıcı ayağı aksesuar. Dekoru zaman zaman yapsa da daha büyük bir prodüksiyon işi olması nedeniyle pek yapmayı tercih etmediğini belirten tasarımcı, kendisinin kostüm ve aksesuar üretmekten keyif aldığını anlatıyor. Yaptığının, tekstil işiyle karışmaması gerektiğini de ifade eden Efe, terziliğin bambaşka bir alan olduğunu aktarıyor.


Tasarım açısından en çok dönem kostümleri ve askeri kostümler çalışmayı sevdiğini dile getiren usta, bu alanın göründüğü kadar kolay olmadığından söz ediyor. Efe, “Güncel kalıpları bularak iş yapabilir, kurslarla eğitim alabilir, üniversitelerde öğrenip kolayca tecrübe edebilirsiniz ancak dönem işi daha farklı. Genel geçer bir sahne için karakterin giydiği bir kostüm olarak olaya bakabilirsiniz ama bildiğiniz anlamdaki doğru da her zaman doğru olmayabiliyor. Her şeyin daha konvansiyonel, kumaşın bile elle yapıldığı bir dönemden söz ediyorsanız, kostüm ve aksesuardaki teferruatlara dikkat etmeniz gerekiyor. Tam olarak doğru olmasa bile gerçeğe yakın bir tasarım yapmanız gerekir.” diye konuşuyor. “Kapıdan girenin ya da telefondaki sesin sizden ne isteyeceği hiç belli olmuyor.” diyen Murat Efe ile sohbetimiz, yaptığı tasarımlar üzerine devam ediyor. Bazı çalışmalarda estetik dâhil mekanik, elektronik, biyonik tüm mekanizmaları bir arada kullanmalarının gerektiğini ifade eden usta, buna bir ilaç firması için çalıştığı kum saati örneğini veriyor. Sanatkâr bu aletin gerçekten çalıştığını ve her dönüşünde 3 farklı rengin ivme kazandığını söylerken, ‘Ne yapıyorsunuz?’ sorusunun cevabı bizim meslekte çok tuhaf: hem her şey hem de hiçbir şey” diyerek düşüncelerini ifade ediyor.

Son dönemde yayınlanan Vatanım Sensin adlı TV dizisindeki işkence sahnesi için deri bir kırbaç istendiğini aktaran Efe, yapılacak olan bu kırbacın oyuncuya zarar vermeyecek ama orijinali gibi siyah meşinden ucu topuzlu görünerek aynı dinamiği veren bir malzemeden olması gerektiğini dile getiriyor. Kendisiyle görüştüğümüz günlerde bu işe yoğunlaşan usta, ayrıca Mehmed Bir Cihan Fatihi adlı dizide Fatih Sultan Mehmed’i canlandıracak ana karakter için de “Fatih’in zırhı”nı işliyor.

“Panaroma’yı çalışırken, askeri kıyafetlere o kadar yoğunlaşmıştım ki, kafamda bir şekil belirdi. 18. ve 19. yüzyılın Zonaro gibi oryantalist ressamlarının eserlerine baktığımızda Batı’nın şövalye zırhını görüyoruz. Bu olayın durumuna aykırı olmakla birlikte Fatih Sultan Mehmed gibi bir kişiliğin dönemin çok üstün tezyinatı ve ince işçiliği ile yapılmış İslam zırhından başka bir şey giymeyeceği aşikârdır. Fetih sırasında her anlamda çok özel donanmış olmalı ki gösterişi ile askere moral vermeli, düşmana zengin görülmeli. Biz de işin TV boyutunu düşünüp, tezyinatına ayrı bir önem vererek miğfer, hançer, pazubent ve dizlikten oluşan 6 parça bir takım hazırladık. Yaklaşık 15 kilogram ağırlığında birinci sınıf çelikten yapılan zırhı 22 ayar altın ile süsledik. Hançerin bıçak tarafı yay çeliğinden kabzası ıhlamur ağacından. Ajur modeli kılıf pirinç döküme gitti, temizlenerek, kaynakla monte edildi. Taş murassa olduğu içine taş gömüldü. Mıhlama yapıldı. Ahşap kın deriyle kaplanarak, üzerine metal aplikeler yapıldı.”

Sanatkâr, ilham perisi misali masallara, senaryolara konu olan “Hezârfen’in Kanatları”nı da çalışmış. Yaptığı iki Hezarfen kanadından biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesinde diğeri ise İstanbul’da gerçekleşen 23. Dünya Enerji Kongresi’nin açılış koreografisinde kullanılmış.

“Gerçekçi Ama Gerçek Olmayan Ürünler”

Bu kadar geniş bir yelpazede çalışan Murat Efe, yaptığı işi Türkçede tam karşılığı olmayan ‘Prop’ olarak tanımlıyor. Tasarımlarının tiyatral bir söylem olan butafor olmadığını ifade eden usta, “Nihai olarak burada arz ettiklerim ürün veya dekoratif malzeme değil, fonksiyonel bir şey. Buna kıyafet, aksesuar, dekor, butafor her şeyi katabiliriz.” şeklinde konuşuyor.

İş tanımını “gerçekçi ama gerçek olmayan ürünler” olarak yapan Efe, bu noktada dramaturjiye çok dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Özellikle askeri tarihte döneme uygunluk atlandığı zaman işin inandırıcılığının ortadan kalktığını ifade eden tasarımcı, “16. yüzyıl zırhı ile bin yıl önceki bir aksesuarın yan yana kullanılması ortaya komik bir görüntü çıkarıyor. Buradaki kaide eldeki silah, zırhı da belirler. Çelik kılıç kullanan biriyle deri zırh giyen birini savaştıramazsınız.” diyor.

Dizilerde veya filmlerde sadece birkaç saniye ekranda kalan görüntüler için bile dramaturjiyi göz ardı etmeyerek günlerce uğraştıklarını söyleyen sanatkâr, inandırıcılığın küçük detaylarda saklı olduğunu dile getiriyor. Titiz ve dikkatli çalışmalarında teknolojinin de büyük etkisinin olduğuna dikkat çeken Efe, “Seyirciye saygının yanı sıra günümüzde ufak bir zincir detayının bile rahatlıkla görünebildiği çözünürlüğü yüksek ekranlar nedeniyle işimizi iyi yapmak zorundayız.” diye konuşuyor. Her şeyin birebir seyircinin gözünün önünde olduğu tiyatro gösterilerinde ise kendilerine düşen görevin genellikle silahlar ve kostümler olduğunu hatırlatan tasarımcı, “Sinemada sahne olmadığı zaman bir daha çekme şansınız var, tiyatroda yok. Günde 2 kez tekrarlanan oyunlar olabildiği için malzeme sağlamlığı da ayrı bir önem taşıyor. Bazı sahnelerde olayın büyüsüne kapılan oyuncular -mış gibi yapmak yerine gerçekten dövüşüyor, savaşıyor. Buradaki malzeme seçiminde en önemli husus oyuncuların kullandıkları aksesuarlardan zarar görmemesi sağlamak.” diyerek konuyu yaşadığı bir örnekle özetliyor: “Bir dans gösterisi için yönetmenin isteği doğrultusunda sert alüminyumdan kılıçlar hazırladık. Gösterinin bir sezonunda 11 kez yaralanma yaşadık. Çünkü alüminyum birbirine çarptıkça çapaklanma yapar ve kılıcın ucu testere gibi olur. Bu da büyük oranda oyuncuyu yaralar. Hâlbuki ağır olmasına rağmen daha dayanıklı olan çelik tercih edilse bu tarz kazaların önüne geçilebilir. Ben bunu öngördüğümde daha fazla maliyet çıktığı için maalesef kabul görmüyor.”

Gerek tiyatro gerekse sinema sektörü için uzun yıllar çalışmanın bedelini ise ‘mesleki deformasyon’ olarak açıklayan Efe, işin animasyon ve montaj tarafında olduğu dönemde olaya farklı bir gözle baktığını şimdi ise bambaşka açıdan ele aldığını belirtiyor. Her iki mesleğin farklı görünse de aynı amaca hizmet ettiğini ifade eden tasarımcı, “Bir filme sadece bir film gözüyle bakmayalı çok uzun yıllar oldu.” diyor.

Kostüm, Oyuncunun Role Bürünmesini Sağlar

Tasarımlarında tek bir fotoğraftan yola çıkarak ilerlemenin mümkün olduğunu, ancak dönem işlerinde her zaman bu imkânı yakalayamadıklarını aktaran Murat Efe, sinema sektörünün tabiatı gereği birtakım sıkıntılar yaşadıklarını da anlatıyor. Bunlardan en önemlisini zaman olarak açıklayan sanatkâr, “Bize '3 yıl vaktin var, şunu istiyoruz' diye değil, '2 gün sonra set var' şeklinde geliyorlar. Dolayısıyla işi metot olarak bayağılaştırmadan, kendine olan saygını kaybetmeden yapman gerekiyor. Bir obje için hızlı ve pratik çözümler üretmek zorundasınız. Bunu da zaman içinde oturan metotlarla çözmeye mecbursunuz.” diyor.

Murat Efe, oyuncuların kullandığı “role bürünmek, role girmek” tabirini de etkileyen en önemli unsurun aksesuar ve kostümler olduğu görüşünde. Alüminyumdan yapılmış bir zırhın oyuncuyu rolüne inandıramayacağı gibi izleyici açısından da eleştirileceğine vurgu yapan tasarımcı verdiği bir başka örnekle mevzuyu açıklıyor: “Ünlü bir prodüktör bir bıçak istedi ve bu bıçağın sadece kamerada görünen yüzünün gerçek gibi olmasının yeterli olacağını diğer tarafına ise fotokopi bile konabileceğini belirtti. Kendi açısından haklı olabileceğini söyledim. Ama bunun böyle olması öncelikle oyuncuyu etkileyecektir, arkasını göstermemek adına doğru oyunu veremeyecektir. Işık ayarlamasını zorlayacaktır. Bıçağın tek yüzünün parlaması için lokal bir ışık verilecektir. Yönetmen bıçağın arka yüzünü göstermemek adına ekstra çaba harcayacaktır. Dolayısıyla ufak bir detay yüzünden büyük paralar harcanan yapım kalitesizleşecektir.”

Aktörlerin, yönetmenlerin, prodüktörlerin istekleri bir noktada ayrıldığı için temel bir sektör handikabından da söz eden Efe, taleplerin prodüksiyon açısından iyi, ucuz ve çabuk olması yönünde sıralandığını belirtiyor. Emek, para ve zaman harcanan bir tasarımı en doğru haliyle izleyici karşısına çıkarmanın peşinde olduğunu ifade eden usta, yaşanan bu handikap sebebiyle “Aslında istediğim işi yapıyorum ama aynı zamanda da yapamıyorum.” diyor.

Herkes her şeye hâkim olmasın ama gerekli insanlar doğru şeye hâkim olsun yeter benim için.” diyen Efe, doğru kostüm ve aksesuar kullanılmış kaliteli bir yapım için 3 önemli hususa değiniyor: “Öncelikle bir storyboard oluşturulması gerekir. İkincisi yapımı tasarlayıp ona ruh veren sanat yönetmeninin de üstünde bir yapım tasarımcısına ihtiyaç vardır. Üçüncüsü ise sanat yönetmeni çekilecek sahneyi iyi bilmeli, bana istediği aksesuarın ya da kostümün detaylarını verebilmeli ki, ben de ona göre dövme çelik, demir-çelik, yay çelik, paslanmaz çelik, alüminyum, tahta vs. hangi materyalden çalışacağımı bilmeliyim.”

“Monoton ve Tekrar Eden İşlerimiz Yok”

Murat Efe, sektör deneyimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Dekor Kostüm Bölümü’nde Sahne Aksesuarları dersinde öğrencilerle de paylaşıyor. Öğrencilerine pratik kazandırmanın yanı sıra maliyet, zaman ve teknik konularda yardımcı olduğunu aktaran sanatkâr, “Çizimleri uygulamaya geçirmeye kalktığınız anda ya uygun olan malzemeyi bulamıyorsunuz, ya da maddi gücünüz yetmiyor. Bu noktada kişisel yeteneğinizi kullanarak alternatif üretmelisiniz. Ben de onların kâğıda çizdiklerini zaman ve maliyet hesabını yaparak aslına en uygun şekilde yapabilmelerinin yolunu anlatmaya çalışıyorum.” şeklinde konuşuyor. Atölyesinin kapılarını pratik yapmaları amacıyla öğrencilerine açan Efe, “Buradaki her türlü alet ve imkânı kullanarak çalışmaları mümkün.” diyor.

Murat Efe proje bazlı işlerde ise ekibi ile birlikte hareket ediyor. Projeye göre 12 kişiye kadar çıkabildiklerini söyleyen Efe, atölyesinde tek tip işçilik ile aynı malzeme ve metotların kullanılmıyor olmasının insanlara çekici gelen taraf olduğunu belirtiyor. “Burada bir gün deri çalışırken, bir gün metal dövebilirsiniz. Monoton ve tekrar eden işlerimiz yok.” diyen tasarımcı maliyet, zaman ve kaliteli tasarımın harmanlanıp arz edildiği bu işte öngörünün önemine vurgu yapıyor. Efe, “Ülkemizde kostümde de, silahta da, demirde de çok iyi ustalar var. Ancak benim avantajım sahne sanatlarını biliyor olmam. Kamera arkası tecrübem, ışığı, kamerayı tanımam, ışığın nasıl yansıyacağını bilmem tasarımlarımda kolaylık sağlıyor.” şeklinde konuşarak prop tasarımlarının bir sürü malzeme ve disiplini bir arada tutan bir iş olduğunu anlatıyor.

Prop üretimlerinde son segment olan müzeleri de sorduğumuz usta, “Müzede genellikle hedef kitle çocuk veya meraklıları olduğu için çok keyif verici işler çıkıyor. Geçen yıl Kurtuluş Müzesi, İzmir Deprem Müzesi gibi müzelerin dekor ve sistemlerini yeniledik. Şu anda da Çankırı’daki 2 konağın müzeye dönüştürülerek halka açılması söz konusu. Onların konseptlerini çalışıyoruz.” diye konuşuyor.

En çok dede mesleği de olan demirle çalışmayı sevdiğini ifade eden Efe, hayatının büyük bölümünün atölyede geçtiğini belirterek söyleşimize şunları söyleyerek son veriyor: “İşin içeriği, terminleri ve süreçleri itibariyle sıkışık bir sektöre iş yapıyoruz. Nihayetinde iş bittiğinde sahnede “Murat Efe Prop House”tan çıkan bir dekor, kostüm veya aksesuarı gördüğüm anda bütün yorgunluklar uçup gidiyor. Pek çok şeyi şekillendirmek de ayrı bir yüreklendiriyor. Bazen yorulabiliyor, zorlanabiliyor, arz-talep dengesini tutturamıyor olsanız da verdiği keyif parayla pulla ölçülemeyecek kadar değerli.”

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 54 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK