Mozaik

Mozaik Üstadı Süha Semerci: Hazine Sandığı Üzerinde Yaşıyoruz

  • #


Yazı: Neva Polat

Binlerce yıllık kültür birikimlerini bugüne taşıyan mozaik sanatının M.Ö. 3000'li yıllara dayandığı kabul ediliyor. İlk buluntuların Sümerlerde rastlanan, Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde örnekleri görülen bu sanat, günümüzde de varlığını başarılı bir şekilde sürdürüyor. Otuz yılı aşkın süredir kendini mozaik sanatına adayan bir isim olan Süha Semerci ile konuştuk.

Bizans ve Roma dönemindeki mozaik eserlerin yükseliş seyri incelendiğinde Anadolu’da büyük bir hazinenin bulunduğunu kolaylıkla söyleyebiliyoruz. Kültür mirasımız içerisinde çok önemli bir yere sahip olan ve bugün de başarılı bir şekilde varlığını sürdüren mozaik sanatının, Anadolu’daki öyküsünü ele almak istediğimiz bu yazı için mozaik sanatının günümüzdeki önemli temsilcilerinden Süha Semerci ile konuştuk. Uluslararası sempozyumlarda mozaik başlığı altında yaptığı konuşmalar ve açtığı kişisel sergilerle de adından söz ettiren Semerci, otuz yılı aşkın bir süredir bu sanatla uğraşıyor.

Resme olan ilgisi çocuk yaşlarda çizgi roman okurken başlamış Süha Semerci’nin. Okuduğu karakterleri çizmek, üniversitede onu güzel sanatları tercih etmeye kadar götürmüş. Okulu bitirince de hemen kendine bir atölye açmış ek işlerden kazandığı parayla. Vitray ve ayna dekorasyonu o dönemler çok popüler olduğundan bir süre bu işi yapmış. Ancak bu alanda fazla özgür davranamadığını fark edince başladığı yere, resme geri dönmek istediğine karar vermiş. Vitray ve cam süsleme işlerini azaltıp, buradan elde ettiği cüz’i gelirle mozaiğe yönelmiş. Resim ile mozaiğin hangi noktada ayrıştığını ve nasıl bir geçiş yaptığını sorduğumuzda şu cevabı veriyor:

“Mozaik resim tekniklerinden biridir. Benim üniversite eğitimim sırasında ilgim daha çok mozaiğe kaymıştı. Bizim ülkemizde tabii henüz mozaik alanında ihtisaslaşmış bir okul yok fakat bunu yapan ülkeler var.” Bununla beraber malzeme pahalılığı yüzünden de ayrıca bir örgütlenmeye gidilmesi gerektiğini düşünüyor ve şunları ekliyor: “Mozaik çok köklü bir turizm kaynağı ve köklü bir kültür mirasına sahip olduğu için herkesi ortak bir paydada toplayacak bir alandır. Bizim topraklarımız da resmen bir hazine sandığı üzerinde oturuyor bu anlamda. Bu yüzden bir örgütlenmeye gidilmesi gerekiyor. Bundan on beş-yirmi yıl kadar önce, 1300 metrekare mozaiğe sahip Tunus’taki Bardov Müzesi, dünyanın en büyük mozaik müzesiydi. Gaziantep’te ilk açılan müze 2500 metrekare ile açılış yaptı. Düşünün; Urfa, Antakya, Adana gibi şehirlerimizdeki mozaikler bir kültür projesi altında toplansa ne kadar muazzam bir yapı ortaya çıkar.”


Semerci, sözlerinin arasında başka bir noktayı vurgulamayı ihmal etmiyor. “Aman dikkat edelim, hazine deyince insanlar yanlış anlıyorlar. Bu bahsettiğimiz kültür hazinesidir. Bunlar alınıp satılmaz, manevi değerlerdir. Örneğin, insanlar kafasında malzeme olarak altın tozunun kullanılmış olmasını da büyütüyorlar, sonra eserler sırf bu bilgisizlik yüzünden zarar görebiliyor. Bunlar altının binde biri bile değildir.” diyor tebessüm ederek.

Bizi mozaik tarihine doğru bir yolculuğa çıkarmasını istiyoruz usta mozaikçiden. Semerci, klasik ve Helenistik dönemlerde, yapım tekniği ve sanatsal faaliyetler açısından mozaiğin daha gerçekçi bir tarzda göründüğünden ve gelişiminin doruğuna Roma İmparatorluğu döneminde ulaştığından söz ediyor. Özellikle Pompeii, Zeugma, Antakya ve Tunus’taki örneklerin mozaik sanatının gelişiminin boyutlarını gözler önüne sermesi açısından büyük önem taşıdığını vurguluyor.

Romalılar’ın, mozaiğin en güzel örneklerinin iç mimaride; ev avluları, duvar ve çatı kemeri süslemelerinde ve tapınaklarda kullanıldığına değiniyor Semerci. Şehir kaldırımları ve meydanlarda da mozaiğin sık bir şekilde görüldüğünü öğreniyoruz. Daha sonra tüm Orta Çağ boyunca Bizans İmparatorluğu’nda kamusal mimari ve Hıristiyan kiliselerinde, modern mimaride ise dış cephe süslemelerinde yer almış. Çok yaygın olmamakla birlikte mozaik tekniğinin mobilyada ve küçük boyutlu objelerinde tamamlayıcı bir süsleme öğesi olarak da kullanıldığını biliyoruz ama yine de bu sanat dalının büyüleyici örnekleri panoramik büyük boyutlu ve anıt nitelikli kompozisyonlardan oluşuyormuş.

Mozaik üstadı Semerci, Roma dönemine ait mozaikler için ise şunları söylüyor: “Gaziantep-Nizap ilçesi sınırları içinde kalan Zeugma Antik Kenti'nde yapılan kazılarda evler, hamamların zeminleri ve duvarlarında, muhteşem güzel mozaikler bulunuyor. Zamanında kentin güvenli ve zengin statüsü, sanatçıların buraya akın etmesine neden olmuş. Özellikle yerleşim alanındaki yamaç villalarında muazzam kalıntılar var.” 2- 4. yüzyıl arasından kalma bu mozaiklerde en öne çıkan husus, Semerci’ye göre mozaiklerde parlaması istenen yerde milimetrik cam parçalarının kullanılması. Bu sayede mozaiklere ışık vurunca bu bölümler parlayarak büyüleyici bir hal alıyor. Bu dönemde bulunan mozaiklerde, sırlı seramiklerin kullanımının da çok başarılı olduğunu söylüyor. Mitolojik kişilikler, tanrılar, tanrıçalar, efsanevi kişiler ve bunların yaşamlarından kesitler işlenen konular arasında yer alıyor. Özellikle “Çingene kızı” mozaiği, bahsedilen detaylarla, muhteşem güzellik kazanarak öne çıkmış. Hemen belirtelim, dünyanın en ünlü mozaik koleksiyonu olarak öne çıkan Zeugma mozaikleri, bugün Gaziantep Müzesi’nde sergileniyor.


Roma Dönemi Mirasımız Antakya ve Urfa Mozaikleri

Antakya şehir merkezindeki müzede sergilenen mozaiklerin ise dünya üzerinde, bu konudaki öne çıkan ikinci müze olma özelliğini taşıdığını söylüyor Süha Semerci. (Birinci müze, Tunus-Bardo Müzesi olarak biliniyor.) Bu müzedeki mozaikler 2. ve 3. yüzyıllar arasında yapılmış. Mozaiklerde işlenen konuların Apollon, Eros, Satyros, Aphrodite, Baccus vb. gibi mitolojik kahramanlar ve günlük hayattan alınan çeşitli sahnelerinden oluştuğuna değiniyor.

Semerci Antakya mozaikleri için şunları söylüyor: “Bu mozaiklerde işlenen konular; mitoloji, doğa, gülük yaşam, dekoratif unsurlar ve soyut kavramlardan seçilmiş. Bu dönem mozaiklerinde sanatçıların isimleri rastlanmıyor. Kullanılan gölgeleme teknikleri ve cam mozaiklerdeki çok renklilik Romalı sanatçıların mükemmeli yaratma konusundaki gayretlerinin bir sonucu olarak dikkat çekiyor. Genellikle yapıların tabanlarında kullanılan rengârenk mozaikler şehirde yaşayanların ekonomik açıdan refah seviyesinin yüksek olduğunun bir göstergesidir.”

Bizim topraklarımızda yer alan ve çoğumuzun farkına varıp şehre uğradığımızda dahi ziyaret etmediğimiz Urfa mozaiklerinin tarihsel mirasımızdaki önemine vurgu yapıyor ardından Semerci. Usta mozaikçi, “Urfa’nın tarihine baktığımızda bu şehrin, M.Ö. 304 yılında Seleukoslar tarafından Yunan şehir sistemine göre eski bir yerleşimin kalıntıları üzerine yeniden kurulmuş ve Edessa adını almıştır. M.Ö. 132 yılında bölgede egemen olan Süryâniler, Urfa’da Edessa Krallığı’nı kurarak bölgenin hâkimi olmuştur. 376 yıl süren bu yerel krallık, Urfa tarihi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Çok hareketli bir tarih, sanat ve kültür birikimine sahip bu dönem insanının bırakmış olduğu kültür ve medeniyet kalıntıları bizim için çok değerli bir mirastır. Bu döneme ait kültür kalıntılarından en önemlisi çok renkli ve yerel bir üslûpla yapılan mozaiklerdir, diyebiliriz.” Sultanahmet’in Yeraltı Hazinesi, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi Sultanahmet Arasta Çarşısı içinde yer alan ve Ayasofya Müzesi’ne bağlı bir birim olan Büyük Saray Mozaik Müzesi’nin, uygarlık tarihinin en önemli ürünlerinden birine ev sahipliği yaptığını dile getiriyor Semerci. İnsanları 1400 yıl öncesinin atmosferini solumaya davet eden Büyük Saray Mozaik Müzesi’nin öyküsü, bu yüzyılın başında yaşanan büyük Sultanahmet yangını ile başlamış. İstanbul’un tarihi yarımadasındaki evlerin ve konakların ahşap olması, büyük yangınları da beraberinde getiriyormuş o dönemler. Nitekim 3 Haziran 1912 günü Sultanahmet’te çıkan yangında İshakpaşa semti tamamen yanıp kül olmuş. Fakat bu talihsiz olay sonucunda Sultanahmet’ten Ayasofya’ya kadar olan alanın denize doğru inen kesiminde, yapının Bizans döneminden kalma kalıntıları ortaya çıkmış. İçleri yangınların bıraktığı moloz ve döküntülerle dolu olan bu kalıntılar araştırmacıların ilgisini çekmiş ve bölgede araştırma çalışmaları yapılmış. 1938’e kadar süren kazılarda muhteşem mozaiklerle karşılaşılmış.
İkinci Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle duran çalışmalar 1951- 1954 yıllarında tekrar devam etmiş. Yazılanlara göre İstanbul’da son yüzyılda gerçekleştirilen en önemli keşif sayılan Büyük Saray’ın sütunlu avlusunun revak mozaikleri, 6. yüzyılın dünyadaki en muhteşem ve en büyük mozaik örneklerini oluşturuyor. Avlunun etrafını üç taraftan çeviren mozaikler, dev bir halı formunda hazırlanmış. Yapıtın tamamının yaklaşık 2000 metrekarelik bir alanı kapladığı ifade ediliyor, ancak günümüze sadece 180 metrekarelik küçük bir bölümü mevcut. Bir metrekaresinde kırk bin küçük mozaik parçasının yer aldığı bu dev eserin tamamında seksen milyon mozaik parçasının kullanıldığı biliniyor. Çekirgeden kertenkeleye ve kaplumbağaya kadar çeşitli büyüklükteki hayvanların resmedildiği bu mozaiklerde, dört adet de erkek portresi yer alıyor. Mevsimleri sembolize ettiği sanılan bu portrelerden sadece üçü günümüze ulaşabiliyor. Mozaik sanatının ülkemizde ilgi görüp görmediğini yorumlamasını istiyoruz usta mozaikçiden. Semerci, “Ne yazık ki, ben sanat zevki açısından, bizim halkımızın bu sanata çok rağbet ettiğini düşünmüyorum. Dışardan turistler Antakya’daki, Urfa’daki mozaikleri görmek için akın ediyorlar." diye konuşuyor. Sözün sonuna gelirken, “Sanat değeri taşıyan eserlerin korunabilmesinin, kültür ve medeniyet birikimine sağladığı katkının büyüklüğü tartışılamaz. Anadolu’da kaybolmaya yüz tutmuş binlerce yıllık eserler ayrı bir ihtimam istiyor. Anadolu’daki mozaik hazinemiz; içerikleri, renkleri ve kullanılan tüm süsleme motifleriyle birlikte medeniyetler için büyük önem taşıyor.” diye ekliyor Semerci. Biz de medeniyetimizi zenginleştirip bizi geleceğe taşıyan kültür mirasımızı ve yazımızda sözünü ettiğimiz dünyanın en göz kamaştırıcı ve büyüleyici mozaik eserlerinin koruyucu mirasçılığını hakkıyla yapabilmek temennisinde bulunarak, sözü burada bitiriyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 54 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK