Sergi

İSMEK'ten Geçmişten Geleceğe Uzanan Tasarım Sergisi: Dün Bugün Yarın

  • #


Yazı: Adem KAYA

Kültürel olarak baktığımızda bugün tasarımda önde giden ülkelerin hepsinin güçlü zanaat bellekleri mevcuttur. Bu bellek bilgisi, ustanın deneyimi ve ustalık bilgisi olmadan tasarımda özgün bir noktaya gelinmesi ve ekolleşilmesi imkansız hale gelir. Güçlü olan zanaat belleğinin aktive edilmesi şarttır. İSMEK’ in tarihten bugüne gelen ve bugünden yarını görebilmeyi hedefleyen Dün-Bugün-Yarın ‘’Emeğin Serüveni Sergisi’’ de tam bu noktada bize somut örnekler sundu. Geçmişten günümüze uzanan ve artık yarına geçişi de içeren sergi hakkında serginin küratörlerinden Seza Sinanlar Uslu ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bugüne kadar çok başarılı sergilere imza atan İSMEK, tasarım yönü güçlü olan ve sanatseverler tarafından büyük bir beğeni toplayan bir sergiye daha imza attı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin girişimleriyle UNESCO tarafından 2018 yılının Tasarım Kenti olan İstanbul’un ilk sergisi Dün Bugün Yarın; Emeğin Serüveni, Beşiktaş Deniz Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu. Serginin küratörlerinden Seza Sinanlar Uslu ile İSMEK’le olan tanışma serüveninden tutun da serginin nasıl ortaya çıktığına ve bu süreçte neler yaşandığına dair birçok şeyi konuştuk.

Küratörler, İSMEK’le 1,5 sene önce bir yüksek lisans öğrencisi sayesinde tanışmış. Uzun konuşmaların ardından kendisi, İSMEK seminerlerine davet edilmiş. 2014 senesinde hizmetiçi eğitimler çerçevesinde resim zümresi hocalarına estetik ve sanatla ilgili iki seminer vermiş. Bu konu İSMEK yöneticilerine gitmiş ve sergilerin bir küratör yaklaşımıyla yapılması gerektiği konusunda fikir birliğine varılmış. İşte bu serginin fitili de tabiri caizse o günlerde ateşlenmiş. İSMEK’e Danışmanlık desteği vermeye başlamış ve yeni bir proje olarak Dün Bugün Yarın Emeğin Serüveni Sergisi hazırlanmış. İSMEK yönetiminin sanat yönü güçlü olan, geleneksel olarak her yıl düzenlenen serginin dışında farklı bir sergi oluşturma fikrinden hareketle kollar sıvanmış.


Küratörümüz, ‘’Tasarımda sürece çok rahat müdahale edebilirsiniz, tasarımı yapan zanaatkar ve usta ile pazarlıklar gerçekleştirebilirsiniz ama bir sanatçı ile bunu yapamazsınız. Neticede bir sanat yapıtı baştan sona sanatçısının sürecini gösterir ve bunu yapmak mümkün değildir. Ancak böylelikle tasarım yönü güçlü bir sergi çıkarabilmeniz mümkündür.’’ diyor.

İSMEK Fokus Grup Tasarım Atölyesi

Seza Sinanlar Uslu’nun danışmanlığında gelişen proje kapsamında ilk aşamada 300 kişilik İSMEK El sanatları, sanat ve geleneksel sanatlar eğitmenlerine yönelik 8 seminer verilmiş. Böylece tasarım tarihi, sanat ve tasarım ilişkisi üzerine bir alt yapı kazandırılmış. Akabinde ise Bilgi Üniversitesi’nden davetle mimar ve tasarımcı Aslı KIYAK İNGİN ile endüstriyel tasarımcı Ayşenaz TOKER’in yürütücülüğünde, daha önce denenmemiş bir çalışma olarak İSMEK Fokus Grup Tasarım Atölyesi çalışmaları başlamış. Ardından bir tasarım atölyesi oluşturma fikri atılmış ortaya ve bu çerçevede tecrübeli kişilerle çalışılmaya başlanmış. Yüksek Mimar ve Tasarımcı olan ayrıca daha önce ‘Made in Şişhane’ gibi özgün bir projeyi yapan Aslı Kıyak İngin ve Endüstriyel Tasarımcı Ayşenaz Toker ile bu işe koyulmuşlar. Önce 8 sonra 12 haftalık bir süreyi kapsayan ve her hafta buluşulan Fokus Grup Atölyesi kurulmuş. İSMEK Yayın Editörlüğü tarafından fotoğraflanan ve teknik altyapısı hazırlanan bu çalışma 3 ay gibi bir süreyi bulmuş. Sergide kullanılan fotoğraflar bu süreci anlatan fotoğraflar olduğunun altını çiziyor Uslu ve şunları söylüyor: "İSMEK’in el sanatları ve zanaat ustası hocalarından 40 kişilik bir grup bu çalışmada yer aldı. Her biri bireysel katıldı ve 3 haftanın sonunda ikişer kişilik gruplar oluşturuldu. 27 branş seçildi. Daha önce hiç çalışmadıkları belki de tanımadıkları 40 hoca ile bu sergi için bir araya geldiler. Üniversitelerde tasarım dersleri nasıl veriliyorsa biz de hocalara aynı şekilde tasarım eğitimi verdik. Bir taraftan da onlara kendi dağarcıklarının ne kadar kıymetli olduğunu göstermeye çalıştık."

"Bellek, Tasarımın Beslendiği En Önemli Noktadır"

Bellek bu serginin en hassas noktalarından biri diyor Uslu ve ekliyor: ‘’Kültürel olarak baktığımızda bugün tasarımda önde giden ülkelerin hepsinin güçlü zanaat bellekleri mevcut. Bu bellek bilgisi ustanın deneyimi ve ustalık bilgisi olmadan tasarımda özgün bir noktaya gelinmesi ve ekolleşilmesi mümkün değildir. Güçlü olan zanaat belleğinin aktive edilmesi şarttır.’’ Hocaları İSMEK'in belirlediğini aktaran Uslu, gönüllülük esasına bağlı olarak seçilen hocaların 12 hafta her çarşamba İSMEK'in muhtelif merkezlerinde ve atölyelerinde bir araya geldiğinden bahsediyor. Uslu, ‘’Hocalardan istediğimiz şey 12 haftanın sonunda farklı branşların birbirlerine neler katacağını görmekti. Çünkü branşların materyal ve kültürel olarak ürettikleri şeyler çok farklı bu yüzden önce herkes kendi malzemeleri ile zihnindekini çalışmalarına döktü. Tamamen kendileri araştırdı. Bazıları projede kaldı, bazıları birebir aynen yapıldı, bazıları çok revize edildi. En nihayetinde bu 12 haftalık süre sonunda somut şeylere ulaştık. Yaz boyunca da iletişimde kaldık ve gerekli düzenlemeleri beraber yaptık.’’ şeklinde konuşuyor. Bu hazırlık sürecinde birçok anı biriktirdiklerini tebessüm ederek bizlere aktaran Uslu, çalışmalarının çok yoğun geçtiğini ve sonunda bunun meyvesini aldıklarını belirtiyor.

Dün Bugün Yarın Emeğin Serüveni

Serginin ismini ilk duyduğumuzda farklı çağrışımlar yapıyor zihnimizde. Detaya inince çok zengin bir içerik karşılıyor bizi. Dün, belleğe dönük bizde saklı olan gizli hazineyi temsil ediyor. Ustadan öğrendiğimiz ve ustalaştıkça belleğe sunduğumuz değerleri ifade ediyor. Bugün, tam da şu an yaşadığımız heyecanı. Yani İSMEK'in şu anki potansiyelini temsil ediyor. Bugünden çıkaracağımız asıl mana ise şudur; İSMEK'in verdiği eğitimlerin zenginliği. Yarın kısmı da fokus atölyesinin sonuçlarını temsil ediyor.

Sergiyi gezerken yarım küre fanuslar dikkatimizi çekiyor. Bunun hikayesinin ise şöyle olduğunu öğreniyoruz. ‘’Türk İslam Sanatları İhtisas Okulu'nda bir seminer, bir de açık toplantı yapılmış, sonrasında kendileri bir ortak konsept geliştirmiş. Yarım küre fanuslar içerisinde işlerini sergilemeye karar vermişler. Bunun her ne kadar zorluğu olsa da sergiye bir zenginlik katacağı aşikardır. En nihayetinde yapılabilecek en iyi şeyler ortaya konulmuş. Serginin dün kısmında o zorlanmayı ve bellek gücünü işaret ederek kendilerine yer bulmuşlar. Sergi rotasını oluştururken de bellekten bugüne, bugünden yarına tasavvuru beraber düşünülsün istenilmiş. Kapıdan girip baktığımızda birini sağda birini solda görüyoruz ve Emeğin Serüveni yazısı karşılıyor bizi, bu da tüm sergiyi tam manasıyla anlatıyor bize. A dan Z ye herkesin emeği ile örülen bir sergi ortaya çıkmış oldu.’’

Serginin üç sac ayağı; dün, bugün ve yarın 128 katılımcının 100 kadar çalışmasıyla birbirini bütünleyecek hale kavuştu. Doğal olarak serginin adı da bu sürecin sonunda ortaya çıktı diyebiliriz. Zira süreçte emeği geçen herkesin ortak noktası alın teri ve emekti ayrıca serginin hazırlanması başından sonuna bu emeğin serüveni gibiydi.


Sanat Disiplinleri Arası İşbirliği

Disiplinler arası çalışmak 20 yy.'ın son çeyreğinde çok konu oldu. Disiplinlerarası çalışmalar, culturis studies buna verilebilecek en somut örneklerden. Globalleşen dünyada da bu çok önemli, artık insanlar tek birşey bilmenin ve o şeyin kompedanı olmanın yeterli olmadığını gördü.

Sergide dikkatimizi çeken disiplinler arası ilişki konusunu soruyoruz. ‘’Sanat gibi bir disipline baktığınızda sanatın bir alanına yoğunluk gösteren birinin diğer alana kayıtsız kalması mümkün değildir. Sanatın içinde multidisipliner bakış açısı da çok önemlidir. Bu multidisipliner bakış açısı yaratıcılığı artırır. Bunu biz Fokus atölyesinde çok iyi gördük. Birbirine benzemez iki grup; mesela biri cam çalışıyor ki cam kırılgan ve sert bir malzemedir, bir diğeri ise kağıt kullanıyor. O iki farklı titizliği bir araya getirmek ve aynı çalışmada bunları yoğurmak bizim en önemli hedeflerimizdendi.’’ diyor Seza Hanım.

Filografi ve iğne oyası örneğini veriyor Seza Hanım. Hatta filografi çalışan gruptan ilginç bir istekleri de olmuş. Çalışmanın kasnaktan ve çerçeveden çıkarsa ne olacağını merak etmişler ve bunun denenmesini istemişler. Istekleri doğrultusunda çalışma çerçevesiz ve kasnaksız bir halde fokus çalışma grubuna getirilmiş. İyi olmadığını düşündüklerinden olacak ki getiren kişiler önce göstermek istememişler bu çalışmayı. Daha sonra ısrarlara direnemeyen grup çalışmayı göstermis ve ortaya kuş yuvası gibi bir şey çıkmış. Disiplinler arası işbirliğinin en güzel örneklerinden olan o kuş yuvasından metalik mavi bir kase ortaya çıkmış.

Sergide birçok çalışma dikkatimizi çekiyor. Bunlardan en sıradışı olanı ise küratörlerin ismini verdiği ‘’Masal Örtüsü’’. Hikayesini küratörden keyifle dinliyoruz; ‘’ Keçe malzemesi çok doğal bir malzemedir ve masal anlatmak geleneği de herkeste var olan bir alışkanlıktır. Evvela tanımsız bir mekan tasarlandı sarı bir zeminde üzerinde morlar, yeşiller olan. Bir hayal dünyası zeminiydi, o hayal dünyasını besleyebilecek hamur ve birtakım figür ve nesneler ortaya çıkartıldı. Ortaya çıkan bu çalışmaya, mantar da diyebilirsiniz deniz mercanı da belki de bir uzay gemisi artık o sizin hayal gücünüze kalmış. Bir bütün olarak baktığınızda bütün hocaların muazzam bir el gücü var buna bir de hayal gücü eklendiğinde özellikle yarın kısmına baktığınızda bu farkı hissedebiliyorsunuz. Bu farkın nasıl oluştuğunu merak ediyoruz ki Uslu hemen bizi aydınlatıyor; ‘’Bu tarafta farklı düşünmeye itildikleri bir süreç yaşadılar ve bu süreç herkes için öğretici oldu. Kendileri de yuvarlak masa toplantılarına katıldıklarında, 'Biz eskisi gibi olamayız ve yaptığımız şeye artık farklı gözle bakıyoruz.' gibi ifadeler kullandılar.’’

Dünya Çapında Ziyaretler

Sanatın pek çok amacı ve aracı olabilir. Sanatın ulaşılabilirliği, sanatı değerli kılan en önemli ögelerdendir. Bir eser ne kadar çok kişi ile buluşursa amaç o kadar hasıl olmuş olur. Çünkü sanatın iyileştirici bir yanı vardır. Eserin değer bulduğu nokta en nihayetinde insandır. Bu noktada serginin amacına ulaştığını görüyoruz. Sergiyi kırk günde yaklaşık 10 bin kişi gezmiş. İstiklal Caddesi'ndeki meşhur bir serginin dahi günlük ziyaretçisinin 150-200 civarında olduğu söylenirken bu sayı gerçekten muazzam. Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi sanatın ulaşılabilir olmasının önemli olduğu varsayılırsa maksat hasıl olmuş demektir. Adet olduğu üzere sergiyi gezenler için bir de defter hazırlanmış. Sergiyi gezenlerin fikirlerini beyan ettikleri bu defter sayfalarını çoktan eskitmis bile.

Sergi, yurtiçinden olduğu kadar yurt dışından da ilgi gördü. Çok ünlü iki isim Unesco tarafından 2018 Tasarım Kenti seçilen İstanbul‘un ilk sergisini ziyaret etmiş. Bunlardan biri tasarımın dünyadaki simge isimlerinden olan Avrupa Britanyalı Tasarımcılar Birliği kurucu başkanı Karin Beate Phillips, bir diğeri ise Uluslararası Tasarım Konsülü Başkanı David Grossman.

Dünya çapındaki bu iki ismin özgeçmişleri göz kamaştırıyor. Alman kökenli olan Philips Karin, 1980 sonundan beri Londra’da çalışıyor. Kendine ait geliştirdiği kuramlar mevcut yani pek çok şapkası var Karin Hanım’ın. Ekonomik büyüme meselesinde tasarımın rolünden tutun da yerel üreticinin marka değeri oluşturabilecek işlerin ne şekilde vücuda geleceği konusuna kadar önemli deneyimlere sahip. Aktif olarak Batı Afrika’da yıllarca İngiltere’nin sömürgeleştirdiği coğrafyada bugün son derece düşük gelir gruplarını oluşturan Afrikalı köylü hanımlarla çalışıyor. Onların ürettiği ‘indigo’ kumaş ile ilgili o kişilerin üretim potansiyellerine birtakım dokunuşlarda bulunuyor ve onları büyük alıcılılarla buluşturuyor. Büyük bir müzeye sattırmak ya da çok zengin insanlar için bir şeyler ürettiriyor. Böylelikle Afrika’lı kadın açlıkla mücadele ederken ortaya koyduğu keten bir ürün, onun hayatını idame edeceği parayı kazanmasına vesile oluyor.


İSMEK’in davetlisi olarak serginin açılışına katılan ve ertesi gerçekleşen Yuvarlak Masa toplantısında görüşlerini paylaşan Karin Beate Phillips, özellikle tasarımın müzelerde görünmesi, tasarım nesnesinin sanat nesnesinden ayrılarak bir değeri olması, zanaatkarın aynı değerden pazara girip pazar payını alması gibi hususlarla ilgileniyormuş.

Karin’in sergiyi defalarca gezdiğini hatta sergide 4 tur attığını ifade ediyor küratör. Ayrıca hangi işin marka değeri oluşturabileceği hakkında ciddi fikirler sunmuş kendisi. Yuvarlak masa toplantılarında sergi için şu ifadeleri kullanmış; ‘’Kadınlar açısından çok değerli bir iş. Ayrıca İSMEK gibi bir kurumun bunları yapıyor olması büyük bir övünç kaynağı.’’

David Grossman da etkileyici bir kariyere sahip. Daedalos Design Studio’nun ortağı aynı zamanda da grafik tasarımcısı kendisi. Israel Design Works’ün de ortağı olarak, Çin tasarım endüstrisi altyapısının geliştirilmesinde de görev almış. Uluslararası tasarım festivalleri, konferansları ve sergileri, katalogları ve yıllıkları projelerinde organizatör, editör, öğretim görevlisi ve jüri olarak rol alan Grossman, 1995’ten bu yana ico-D’de görev almakta. 2015-2017 döneminde Uluslararası Tasarım Konsülü dönem başkanlığını yürüten Grossman kurumun yönetmeliği gereği, “önceki dönem başkanı” sıfatıyla yeni dönemde de yönetim kurulunda hizmete vermeye devam etmekte. 2009’dan beri Türk tasarımcıların da olduğu bu konsülünün kendine has bir organizasyon şeması varmış.

“İSMEK Dün-Bugün-Yarın/Emeğin Serüveni” sergisinin, tasarımcı ve zanaatçıların birbirine saygı göstererek, hiçbir alanın diğerine baskı uygulamadan ortaya çıkarılmış ürünlerden meydana geldiğini gözlemlediğini dile getirmiş Grossman. Ayrıca sergi ile ilgili görüşleri üzerine şunları söylemiş: “Tasarım ve zanaatla uğraşan insanların kendi kültür ve birikimlerini birlikte sanata yansıtması çok önemlidir. Bu durum özsaygı göstergesidir. Bu sergide beni etkileyen en büyük şeylerden biri, sanatçıların fikirlerini etkileşim haline getirerek nasıl bütün haline getirebildiğiydi. En büyük çıkarımım ise sanatçıların ve zanaatçıların bir arada nasıl birbirlerine saygı çerçevesinde ürünler ortaya çıkarabileceği ve bu iki tarafın da birbirlerine çok şey öğretebileceğidir. Sanatçılar ve zanaatkârlar geçmişten ve geleneklerinden topladıkları bilgilerle bunu zenginleştirmiş ve uzmanlaşmışlar. Bu sergide sanatçıların ve zanaatçıların birbirlerine olan saygıları, kendilerini olmadıkları bir şey olmaya zorlamamış.” Grossman,

UNESCO tarafından 2018’in Tasarım Şehri seçilen İstanbul’un 2019’da da büyük bir tasarım sempozyumuna ev sahipliği yapma ihtimalinden bize bahsetmiş hatta bunun için Grossman bir rol üstlenmiş bile.

David Grossman’ın geliştirdiği ve üniversitelerde ‘Hayat Boyu Öğrenme’ diye okutulan bir programı da bulunmaktaymış. İSMEK modeli olan bu programı dünyada anlatan kişilerin başında geliyormuş Grossman.

Birçok İnsanı Buluşturan Büyük Bir Şemsiye; İSMEK

Yüksek lisans programında ödev verdiği öğrenciler İSMEK'ten ödev konusu seçip getirmeye başladıklarında İSMEK'in ne kadar muazzam bir örgütlenme biçimi olduğunun farkına varan Seza Sinanlar Uslu, İSMEK hakkında şu sözleri söylüyor; ‘’Belediye yapılanması olmasına rağmen çok büyük boyutlara ulaşan ve insanlara dokunan bir alan. Ücretsiz ve kaliteli eğitim vermenin yanı sıra gönüllülük esasına sahip olması dikkat çeken farklı bir özellik. Ve bu temelli bakacak olursak İSMEK yerelde de özendirilmesi ve modellendirilmesi gereken bir yapı. İSMEK’i, büyük bir potasiyeli açığa çıkardığı için takdirle izliyorum. İSMEK birçok marifet sahibinin ortaya çıkmasına sahip olduğu için iltifata tabii.’’

İSMEK’in insanlara doğrudan dokunan bir yapı olduğunun altını çizen Uslu, bu serginin İSMEK'in kendi vizyonunu ortaya koymasında harika bir referans olduğunu belirtiyor.

Geleneksel Sanatlarda Modern Bir Vizyon

Söyleşimizin sonuna gelirken geleneksel sanatların modern vizyonu hakkında konuşuyoruz Seza Hanım’la. Bu işin özetinin aslında tasarım vizyonu olduğunu belirtiyor kendisi. ‘’Modern ifadesinin modernist dönemdeki ifadesi ile şimdiki ifadesi bir değildir. Moderni güncel, çağdaş anlamında kullanıyorsak bu doğru olabilir. Çağdaş toplumlarda insanların nelerle ilgilendikleri çok önemli. Değişkenlik hayatımızın her noktasına sirayet etmiş durumda. Cep telefonu kültürü ile yaşamak ve bilgiye ulaşma tarzımızın değişkenliği, bankaya gitmeden dijital ortamlarda hallettiğimiz işler gibi bir çok örnek verebiliriz buna. Bu farklılıkları hepimiz hayatımızın içine sokuyoruz, geleneksel sanatların nefes alıp kendilerini gösterebilmesi için öncelikli olarak hep yapıldığı şekliyle yapılan halinin çok iyi bilinmesi ve korunması gerekir. Bir başka değişle özü kaybetmemek gerekir. İkincil olarak geleneksel sanatları günümüzde kullanabilecek bir sahayı bulmak gerekir. Bir tasarım vizyonu katmak bu işin özet cümlesi olsa gerek. Tasarım kelimesinin içindeki ‘tasa’ sözcüğü de bunu açıklayan bir olgudur yani bir tasanız varsa bir şeyler tasarlayabilirsiniz.’’

Seza Sinanlar Uslu, son olarak şu ifadeleri kullanıyor; ‘’İBB’nin girişimi ile 2018 UNESCO Tasarım Kenti olan İstanbul, İSMEK'in yaptığı sergi ile ilk sergisini yapmış oldu. Bu sergiyi, İSMEK'te öğrenci olsun olmasın herkesin görmesi gerekir. El sanatlarından nasıl bir tasarım nesnesine ulaşabileceğini görmek zanaat ve sanatta birleşmenin nasıl mümkün olduğunun anahtar sözcüklerine bu sergide ulaşabilirsiniz. İSMEK'te gerçekleştirilen Fokus Grup Tasarım Atölyesi tüm üniversitelere model teşkil etmeli. Akademisyenler zanaatkarlarla çalışarak birlikte çağdaş bir iş ortaya koyabileceğini bu çalışmada ispat ettiğimizi düşünüyorum. Ülke olarak ekonomiye artı değer oluşturup yeni markaların öncüsü olmak ve bu üretkenliğimizin tamamen bize ait olması imkansız değildir. İSMEK adına çok büyük birşeyi başardığımızı düşünüyorum.’’

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 46 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK