Su Altını Su Üstüne Çıkaran Sanatçı: Kemal Namlı

  • #


Yazar: Mine ETİL

Kemal Namlı yaklaşık yirmi yıldır ebruyla ilgileniyor. Namlı’nın ebrularının bir farkı var; su sanatı ebruya onun yorumuyla baktığınızda bambaşka bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Su altı dünyasını yaptığı ebrulara yansıtan sanatçının çalışmaları kendine hayran bırakır türden. Geleneksel ebruya saygı duyduğunu ve her ebru sevdalısının yolunun klasik Türk ebrusundan geçmesi gerektiğini dile getiren Namlı, “Her sanatçının özgün olma arayışı vardır, benim taşlı ebrularım bir sürprizle ortaya çıktı ve çok uğraş vererek bunu geliştirdim.” diyor.

Farsça bulut gibi, hareli, dalgalı anlamına gelen “ebru” kelimesiyle özdeşleşen su sanatı, yüzyıllardır topraklarımızda saltanatını koruyor. Kemal Namlı, Orta Asya’dan geldiği kabul edilen, Osmanlı zamanında altın dönemini yaşayan ve ülkede son yıllarda giderek zenginleşen bu sanatın başarılı temsilcilerinden biri. Yaklaşık yirmi bir yıldır ebruyla ilgilenen Namlı, ebrularıyla farklı bir yorum oluşturarak eserlerinde adeta su altı dünyasını bütün duruluğuyla yansıtıyor.

Namlı, “Sanat, insanın kendini ifade edebildiği evrensel bir dildir. Ben de kendimce bir dil geliştirmek, kendime özgü bir tarz oluşturma ihtiyacı hissediyordum. Yaşadığımı hissedebilmem için, üretmem gerekiyor. Üreterek yaşadığımı hissediyor, yaşamdan tat alabiliyorum.” diyor. Usta ebrucu 1987 yılında girdiği Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Resim-İş ve Sanat Eğitimi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Ağrı’da resim öğretmenliği yapmaya başlamış. Yirmi beş yıldır da ülkenin çeşitli yerlerinde resim öğretmeni olarak görev yapıyor. Şu an İzmir’de mesleğini icra ediyor ve bununla birlikte Balçova’da kendisine ait sanatevinde resim ve ebru çalışmalarını sürdürüyor. Resme çocuk yaşlardan beri ilgi duyan Namlı, ebruya genç delikanlı yaşlarında başladığını anlatıyor.

Kitre ile Ebrucu Arasında Bir Bağ Var

İzmir Resim Heykel Müzesi’nde ebru dersi almaya başladığı ilk günlerde hocası Ömür Erkan’ın sözlerinin kendisini çok etkilediğini dile getirerek devam ediyor: “Hocam ebru teknesinde su ile iletişime geçmemiz gerektiğini söylemişti. Eğer su ile iyi bir iletişim kurarsanız, o da size güzel ebrular verir. Bunun ne kadar doğru olduğunu yaşadıktan sonra anladım.”

Büyük kızını burun kanaması şikâyetiyle hastaneye götürdüklerinde, kızının lösemi tehlikesi taşıdığını öğrendiği zamanları anlatıyor ardından Namlı. Stresli, uzun tahlil ve tetkiklerle uğraştıkları bir dönemde, ebru derslerinde yaşadıkları kitreyle ebrucu arasında bir bağ kurulduğuna inandırmış onu. Usta ebrucu, “Hiç unutmuyorum, arka arkaya yaptığım sekiz ebrunun sekizinin de aynı yerinde hatalar oluştu. Hocam hiç haberi olmamasına rağmen, bana bir problemim olduğunu ve istersem çalışmayı bırakıp gidebileceğimi söylemişti.” diyor o günleri anımsayarak. Bu sıkıntılı dönemleri atlattıktan sonra şu an kızıyla birlikte lösemili çocuklarla ebru çalışmaları yaptıklarını söylüyor ve ekliyor: “Onların yüzünde tebessüm olabilmek muhteşem bir şey.”


Sanatla ilgilenmenin onu nasıl etkilediğini soruyoruz. Sanat, ona göre çok özel bir kelime. Bununla birlikte herkesin içinde yer alabileceği sıradan bir alan değil. Namlı, “Yaratan'ın herkesi özel yeteneklerle donattığına inanıyorum. Sanatçılar bu yeteneğin farkına varıp onu mükemmele taşıyabilen insanlardır bana kalırsa. Bu özellikleri insanlık yararına kullanmak konusunda bir imtihandadır. Misyonunun farkına varabilenlerin oluşturduğu özel bir topluluktan oluşan bu alanda olmak bana haz veriyor. Sanatla dolu bir yaşamı seçmem, bana güzel insanlarla dolu bir dünya verdi. Kendimi ayrıcalıklı hissettiriyor.” diyerek özetliyor sanata bakışını.

Sanatında etkilendiği isimleri merak ediyoruz. Allah’ın yarattıkları varken, kulun yaptıklarının ikinci planda kaldığını savunuyor. Doğadaki her nesneye yakından baktığını dile getiriyor. “Bir yaprağın, bir taşın yakından incelendiğinde ya da insanın başta kendisi incelendiğinde en büyük sanatçının kim olduğu anlaşılır.“ diyor.

Sanat Eserinin Özgün Olması Gerekir

Taşlı ebruların nasıl ortaya çıktığını soruyoruz Namlı’ya. Üretilen çalışmanın sanat eseri olabilmesi için, evrensel ve özgün olması gerektiğine inandığını ifade ediyor. “Sanat, özgürdür ve özgündür. Sanatta icazet yoktur. Kuralları yoktur.” diyen Namlı, kendi eserlerinde de bir karakter ve stil oluşturmak için çalıştığını söylüyor.

Yaptığı balıklı ebrulardan önce taş ebrusunun hikâyesinden başlıyor usta sanatçı. Tekne açtığı günlerden birinde tesadüfen tomurcuklara benzeyen bir ebru çıkardığını söyleyen Namlı, taşlara benzeyen bu ebruyu gören neredeyse herkesin, bu ebruyu satmaması, kendi koleksiyonuna ayırması gerektiği yönünde telkinlerde bulunduğunu anlatıyor. Sebebini sorduğunda “Bir daha çıkmaz, nadir olur böyle ebrular.” cevabını almış. Fakat Namlı, bu taşlı ebruyu bilinçli bir şekilde yapmadığından sahiplenmemiş. “Sonuçta irademle yapmamıştım. Bir tane daha yapamazdım. Ben de bilmeden yaptığım bu ebruyu, hiç tanımadığım birine verdim. Çünkü benim çalışmam değildi, altına da imzamı atamazdım.” diyerek açıklıyor durumu. Sonrasında sanatçı bir azimle “Çok çalışacağım ve bilinçli bir şekilde hem de daha güzelini yapacaktım Allah’ın izniyle.” şeklinde kendini motive etmiş. Kollarını sıvayarak işe koyulmuş. Kendisini atölyesine kapatmış ve 2,5 ay sonunda bir gece yarısı emeğinin meyvesini toplamaya başlamış. Bakmış ki artık taşlı ebrular oluşmaya başlıyor. “Allah'tan istemiştim, çok çalışmıştım ve Allah’ım vermişti. Bu süre zarfında atölyede yatıp kalkmıştım. İnatçı bir kişiliğim var, azmettiğim bir konuda başarıya ulaşana kadar durmam. Kapasitemi de bilirim.” diyor.

Namlı, taş ebrularına ait görselleri sosyal medyada paylaşmaya başlayınca, çalışmalarının istismar edildiğini fark etmiş. Ustalarını arayıp bu durum karşısında ne yapması gerektiğini sormuş. Taş ebrulara ismini vermesi yönünde tavsiyeler almış. Hal böyle olunca bu ebrulara “Namlı Taş Ebrusu” ismini vermiş. Sonraları taşları su altına almayı ve daha da ileriye giderek balıkları eklemeyi düşünmüş. Uygulama güzel sonuçlar vermiş ve bu muazzam görüntüdeki ebrular çıkmış ortaya. Taşlı ebrulardaki Koi balıklarının hikâyesi işte böyle başlamış.


“Ebru sanatında dünyayı takip edebiliyor musunuz?“ diye soruyoruz kendisine. Gelenekli Türk ebrusunun dünyanın hiçbir yerinde kayda değer başarıyla yapılmadığını ifade ediyor. Fakat gelenekli Türk ebrusundan yola çıkılarak dünyanın birçok ülkesinde farklı ebru çalışmaları yapıldığını aktarıyor ve şunları ekliyor: “Japonlar, örneğin bu teknik üzerinde çalışarak otomobil sanayinde büyük bir sektör oluşturmuşlar maalesef. Otomobil ve aksesuarlarına ebru sanatını uyguluyorlar. Diğer bir tarafta Ruslar bu sanatı öğrenebilmek için akın akın Türkiye’ye geliyor. Tekstil ve gösteri sanatlarında arayış içindeler. Yakında bütün dünya ebru sanatını bir Rus sanatı olarak algılarsa, hiç şaşırmam. Avrupalılar ve Güney Amerika ülkelerinde ise, hem ciltçilik hem tekstil sektöründe ebru tekniği ile farklı türden çalışmalar yapıyor.”

Gelenekli Türk ebrusunu korumakla birlikte yeniliklere de yol açmak gerektiği görüşünde. Namlı, “Biz ebru dediğimiz zaman aklımıza lale ebrusu geliyor. Fakat ne yazık ki lale denildiğinde dünyada Hollanda akla geliyor. Demek istediğim biraz dünya ekseninde çalışmamız gerektiği. Bizim ebrularımız neden dünyada anılmasın?” şeklinde konuşuyor.

Ebru hayatınızda nasıl bir yer edindi, diye sorduğumuzda ebrunun hayatının tümünü kapsadığını söylüyor. Ve ebruyu bundan sonraki hayatında birlikte yürüyebileceği yol arkadaşı ve sırdaşı olarak tanımlıyor.

Yeni nesil ebruculara neler söylemek istediğini soruyoruz kendisine. “Başta bu işi sevmek gerekir. diye sıradan, alışıldık cümleler kurmayacağım", diyor Namlı gülerek. Ona göre insan sevmediği işi zaten yapamaz ya da yapsa dahi başarılı olamaz. Namlı'ya göre ebru çalışırken dikkat edilmesi gereken önemli birkaç husus var. Bunlardan ilki konsantrasyonu sağlayabilmek. “Dikkatinizi dağıtabilecek bir ortamda işe başlamayın. Toz olmayacak ve sıcaklığın +15 ile +25 derece arasında olması, kitre ve boya ayarlarının çok iyi yapılması gerekir.” şeklinde salık veriyor.

Hangi teknik çalışılacaksa hazırlıklar ona göre yapılmalı. Namlı bununla ilgili, “Battal çalışacaksanız, sadece ona odaklanın. Başka hiçbir teknik denemeyin. Ta ki sizde bir kanaat belirene kadar.” diyor.


Türk Ebrusunun Dünyaya Açılması Desteklenmeli

Türk sanatçılar arasında az da olsa yurt dışında başarılı isimler olduğunu söyleyen Namlı, ebru sanatının devlet desteğiyle galerilerde yer almasının Türk ebrusu adına gelişim sağlayacağına değiniyor. Usta sanatçı buna ek olarak, “Kendisini kanıtlamış ustaların yurt dışında eğitim projeleri geliştirmeleri, sergi açmaları, bizim yüzlerce yıllık ebru birikimimizi yaymak, aynı zamanda bu sanatta otorite sahibi olduğumuzu belirtmek adına çok faydalı olacaktır.” diyor ve ekliyor: “Aksi halde diğer ülkeler bizim çok iyi olduğumuz bu sanatı sahiplenip, bu alanda söz sahibi olma prestijini elde edebilirler ne yazık ki…”

17 kişisel ebru sergisi, çokça karma sergisi bulunan, birçok sosyal sorumluluk projesinde yer almış sanatçı, okullarda öğrencilere yönelik sayısız eğitim etkinlikleri düzenlemiş. İleriye dönük en büyük hayalinin, her ülkenin en gözde ve büyük şehirlerinde, sergi açmak olduğunu söylüyor. Sanatı kendi ifadeleriyle tanımlamasını istediğimde, “Sanatı insanın kendini ifade şekli olarak görüyorum. Bana göre sanatta otorite olamaz. Hiç kimse veya hiçbir merci kendini sanatı belirleme konusunda otorite olarak göremez. 'Bu sanat eseridir, bu değildir' deme hakkını kendinde göremez.” sözlerini kullanıyor.

Kemal Namlı da ebrunun şifa olduğuna inanan ustalardan. “Strese, depresyona, kalp kırıklarına, öz güven eksikliğine, kibir ve bencilliğe iyi gelir. Mutsuzluğu giderir, sabırlı olmayı öğretir, hayata umutla bakmanızı sağlar. Sanatların birçoğu konsantrasyonu artırmaya yardımcı olduğundan çocuk gelişiminde de çok etkin rol oynar.” diyor ebru için.

Konuşmamızın sonuna gelirken Namlı’ya "Hayatınızda ebru ya da daha genel ifadeyle sanat olmasaydı hayatınız nasıl olurdu?" diye soruyoruz, o da "Kesinlikle mutsuz olurdum." cevabını veriyor. Her insanın dünyada bir işle vazifedar olduğuna, bunu insanın kendini gerçekleştirmesinin bir vesilesi olduğuna inanan Namlı, “Arayışta olan insanlar bunu er ya da geç buluyor. Bulduğunuz şey sizde bir zaman sonra tutkuya dönüşüyor ve gerisi geliyor.” diyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 53 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK