Ağaç İşçiliği

Ahşabı Mühendis Titizliğiyle İşleyen Usta Erol Karabulut

  • #


Yazı: Vera Baturalp

Erol Karabulut, ahşabı özgün tasarımlarla buluşturan bir mühendis. Osmanlı’da “naht sanatı” olarak adlandırılan ahşap şekillendirme, ahşap üzerine motif işleme sanatını bugün büyük bir tutkuyla sürdüren Karabulut, geleneksel motiflerden esinlenerek tasarladığı paravan, abajur, sehpa, tavla- satranç takımları, minyatür pencere, kuş kafesleri gibi objeleri ince ince işliyor ve birbirinden muhteşem eserler çıkarıyor ortaya. “Mühendislik yetilerimi ahşapla bir araya getirmek benim için oldukça keyifli, besleyici bir merak haline geldi ve yıllardır bunu keyifle yapıyorum.” diyen sanatçının çatı katındaki atölyesinde buluşarak biraz sohbet edelim istedik.

Ankara’da küçük iki katlı bir evde doğmuş Erol Karabulut. Havacılık mesleği ile ilgilenen babası iki katlı müstakil evlerinin bahçesinin bir köşesinde kendine ait küçük bir atölye yapmış. Hafta sonunu bu atölyede geçiren babasını ahşapla ilgilenirken gördükçe, çocuk Erol da ahşap kokusunun büyüsüne kapılıp ilerde açacağı atölyesinin hayallerini kurarmış. Yaptığı şeyleri komşularına ve akrabalarına hediye eden babasına arada fikir de verdiği olurmuş. Mühendislik okuduğu yıllardan bu yana o atölyede geçirdiği günlerin çocuksu merakını daima taze tutarak evinin bir köşesinde ahşap ve kıl testeresi ile geçirmiş vakitlerini. Bugün ise klasik ve modern motiflerden esinlenerek kıl testeresiyle yaptığı paravan, abajur, sehpa, tavla-santranç takımları, minyatür pencere ve kuş kafesleriyle birbirinden muhteşem eserler çıkarıyor ortaya.

Genç yaşlarında çevresi tarafından kendisine okuyup bir meslek sahibi olması telkin edilince, o dönemler oldukça gözde mesleklerden biri olan inşaat mühendisliğine yönlendirilmiş Erol Karabulut. 1973 yılında Ankara Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden mezun olmuş. Otuz iki yıl boyunca inşaat mühendisliği yapmış, bir yandan da ahşap ile ilgilenmeye devam etmiş. Sabah işe gider, akşam üniversite derslerine girer, geceleri de ders çalışırmış. "Maaşımı alıp okul harcını öderdim, üstüne eve destek bile oluyordum" diyor o yılları anlatırken.

“Ahşap Beni Hayata Bağladı”

Uzun yıllar naht sanatıyla birlikte yürüttüğü mühendislik mesleğini ilk eşinin vefat etmesiyle bir kenara bırakmış. Karabulut, “Kendinizi, yaşamınızı güzelleştirmek ona bir mana katmak için bir şeyler yapmak zorundasınız. İdealleri somutlaştırmak elle tutulur gözle görünür hale getirmek insanı motive eden ve hayata bağlayan şeyler arasında geliyor. Ben bu dönemde kendimi ahşaba adayarak bir şeylerin üstesinden geldim. Ahşap kokusu beni dinginleştiriyor ve reel hayatla bağımı kesiyor. Bizim gerçekten buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bir iş ile uğraşıp trans haline geçmek zihni motive ediyor. Ne ile uğraşırsak, neyin tozuna bürünürsek ona benzemeye başlıyoruz” diyerek sanatıyla olan bağına değiniyor.

"Ahşap sanatını sizin için diğer alanlardan ayıran nedir ve ahşap nasıl tutkuya dönüştü?" diye soruyoruz Karabulut’a. “Ağaç işçiliğinin geleneksel sanatlarımız arasında ve sanat tarihimizde önemi büyüktür. Mimaride, özellikle cami, türbe gibi yapılarımızda bugüne kadar gelebilen eserler mevcut. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde Türkler sanat yapıtlarında ahşabı ustaca ve ince işçilikle kullanmışlardır. Buradaki zarafet beni etkiliyor.” şeklinde cevap veren Karabulut, şu sözleri cümlelerine ekliyor: “Ahşapla uğraşırken beynim boşalıyor ve kötü olumsuz bir şey düşünemiyorum. Ortaya bir şey çıkarma mutluluğu sizi yakalıyor. Üstelik bu eserlerle yıllar sonra hayat bulacaksınız. Sevdalanmak ve aşk gibi bir şey bu benim için. 'Eşinizle niye evlendiniz?' gibi bir soruya, ona sevdalandım ve evlendim şeklinde cevap verirsiniz mesela...” Kendini gerçekleştirme ve kendini ifade edebilmenin hemen her alanda yaşanabileceğini savunan Karabulut, “Ben bunu ahşap sanatıyla yapmayı tercih ettim ve ahşaba tutundum. Herkes için de bunu dileyebilirim. Sanat, hayatı daha yaşanabilir kılıyor, kendinize bir yoldaş seçmiş oluyorsunuz ve ortaya çıkan şeylerle bir bağ kurarak zenginleşiyorsunuz.” diye ekliyor.

Karabulut sanatıyla ilgili olarak şu yorumu yapıyor: “Geleneksel mimariden, tezyini sanatlardan oldukça etkileniyorum. Atalarımızın yarattığı bu sanat eserlerine yeni bir biçim, soluk vererek günümüzde yaşatmak, bu kültürü günümüz objelerine aktarmak, mühendislik bilgimi sanatla birleştirerek yeni nesillerle paylaşmak ve yaşatmak istiyorum. Böylece ortak kültür bilinci oluşturmamıza katkıda bulunduğum için mutlu oluyorum. Bu tür eserlerin yaşantımıza ayrı bir heyecan, keyif kattığına ve enerji verdiğine inanıyorum.”


Mühendislik, Ahşap Sanatındaki Başarısını Etkilemiş

El emeği tüm eserlerde olduğu gibi kendi çalışmalarının da oldukça zaman aldığını söyleyen Karabulut, kendisi için eserlerinin her birinin özel olduğunu dolayısıyla onlardan aynı zevki alacak, onları meydana getirirken her desene işlediği ruhu anlayabilecek özel kişilerle paylaşmak istediğini vurguluyor.

“Böylece benimle aynı hazzı alanlarla özel bir bağ kuruyoruz. Geçmişe bağlılığı, güzelliklere saygıyı, yaşama sevincini, sanat tutkusunu, zarafet ortamında yaşamayı özleyen ruhların iletişimini sağlamak, benden bir parçanın, ruhun özel bir koleksiyonda yaşatılması, yeni nesillere aktarılması, beni ayrıca mutlu etmektedir.” diyen Karabulut, bu mutluluğun kendisini heyecanla yeni bir şeyler üretmeye teşvik ettiğini söylüyor.

Mühendislik bilgilerinin ahşap sanatında kendisine oldukça katkı sağladığını dile getiriyor ardından. Usta sanatçı şunları ekliyor: “Ben önce inşaat mühendisi olmasaydım bu desenleri çizemezdim diye düşünüyorum. Mühendislikte de çizim önemlidir. Orada yaratıcılık ve etkili düşünmeyi, planlı çalışmayı öğrenirsiniz. Ahşap tabii ki farklı bir alan, fakat üzerinde düşündüğünüz, kafa yorduğunuz, araştırdığınız her şey gelişir ve vazgeçmedikçe yol kat edersiniz, bu kaçınılmazdır. Dolayısıyla ilk mesleğim, ahşap işçiliği konusundaki gelişimimi destekledi diyebilirim.”


Çalışma aşamalarını biraz anlatmasını istiyoruz ahşap ustasından. Bu iş için öncelikle kıl testeresine hâkim olmak gerektiğini vurguluyor ve aşamaları anlatıyor bize: “Abanoz, ceviz, elma, sedir, gül ağacı, çam vb. gibi ağaç levhaları vardır. Bu tahta levhalardan birini alırsınız, üzerine motifinizi çizebilir ya da kâğıda çizdiğiniz motifi levhanın üzerine yapıştırabilirsiniz. Çevre kesiminin dışında kalan yerleri kesersiniz. Motifin iç kısımlarında kalan yerleri kesebilmek için kıl testerenin geçebileceği kadar bir delik açılır. Kıl testeresi buradan geçirilip iyice gerdirilerek hazırlamış olan testere ile işçiliğe başlar, aklınızdan ruhunuzdan geçenleri bir bir anlatırsınız. Burada çok dikkat etmek gerekir. Motifin dışına çıkıldığında geri dönüşü pek olmayabildiğinden bir yandan sabırla işlersiniz, diğer yandan bitince acaba nasıl bir manzara sizi bekliyor olacak diye meraktasınızdır.” Bu aşamalardan sonra yüzeydeki keskinliği azaltmak için rötuş yapmaya geliyormuş sıra. Ardından vernik işlemlerine geçiliyormuş. “Çok ufak bir dikkatsizlik ahşap levhanın kabarmasına, renginin solmasına kadar türlü aksiliklerle uğraştırabilir sizi.” diyor Karabulut tam bu noktada. Sonra yüzünde bir tebessüm beliriyor ve “Ancak sona varınca ortaya çıkan şey, sizi bir çocuk gibi mutlu etmeye yetiyor.” diyor. Yeni neslin ahşap sanatlarına rağbet etmemesinden dem vuran Karabulut, “Ben isterdim ki, gençlerimiz de bu sanatlarla uğraşmanın zevkine varsınlar. Tek yönlü sadece teoriye dayanan eğitim sistemiyle çocukların yorulduğunu düşünüyorum. Zihinlerini diri tutmak, konsantrasyonlarını artırmak için bir şeylerle uzun süre uğraşmaya ihtiyaçları var. Bugün ellerinde tabletlerle, bilgisayar ve telefon oyunlarıyla sadece ekrana dayalı şeylerle vakit geçiriyorlar. Streslerini atmaları için de olsa, eşyaya dokunmaya, ona şekil vermeye duygusal dünyalarını geliştirmeye ihtiyacı vardır insanın. Buradaki yetiler hayatın diğer alanlarını da etkiler.” diyor.

Vaktiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı DÖSİM’in (Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü) düzenlediği Mevlana’yı konu alan bir yarışmaya katıldığını ve burada ödül aldığını dile getiriyor ardından. Semazenler hakkında yaptığı uzun araştırmalar sonucu tasarladığı semazenlerin kendisi için ayrı bir yeri olduğunu vurguluyor. Çoğu eserinde hâlâ benzer konuları işlediğini ekliyor. Klasik sanatlar ve özellikle ahşap sanatları ile ilgili çalışmaların, düzenlenen organizasyonların bu anlamda yetersiz olduğunu savunan Karabulut, gençleri teşvik için yarışmalar düzenlenmesi ve ödüllerle desteklenmesi halinde gelişime katkı sağlanabileceğini düşünüyor.


Sohbetimizin sonuna gelirken ahşabın doğduğumuz andan ölümümüze kadar bizimle olduğunu söyleyen Karabulut, “Ahşap beşikten tabuta kadar hayatımızın her alanındadır; dolayısıyla hiçbir zaman değer kaybetmeyeceğini düşünüyorum. Endüstrileşme ile belki formu değişti ama hayatımızdaki varlığı kaçınılmaz. O yüzden doğaya da iyi bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Ormanlık alanlarımızı korumak ve artırmak lazım.” diyerek çevre koruma bilincinin de hassasiyetine önemle dikkat çekiyor usta sanatçı.

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 40 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK