Hat Sanatının Yeni Renkleri

  • #
Yazı: Doç. Dr. Fatih ÖZKAFA* Hat sanatında farklı renklerin kullanımıyla ilgili tartışmalar sıcaklığını muhafaza etmektedir. Günümüz teknolojisiyle üretilen renkli mürekkeplerin, gerçekten asırlara direnip direnemeyeceğini zaman gösterecektir. Simsiyah is mürekkebiyle değil de günümüz sanat anlayışına daha çok hitap etmeyi önceleyerek farklı mürekkeplerle ortaya çıkarılmış ve âdeta “moda” hâlini almış olan rengârenk hat levhalarının estetik değerleri ve renk armonileri ise sanat eleştirmenlerinin objektif değerlendirmelerini beklemektedir.

Renklerin insan hissiyatına doğrudan tesir ettiği yaygın olarak benimsenir. Ressamlar, tezhip, minyatür ve ebru sanatçıları, mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar, modacılar, psikologlar gibi sayısız meslek erbabı renklerle doğrudan doğruya ilgilenmek durumundadır. Bazı renkler, insanların büyük çoğunluğunda benzer tepkilere yol açarken kişilerin karakterlerine göre değişen renk yorumları ve tercihleri de söz konusudur.

Kimi insan sıcak renklerden veya açık tonlardan hoşlanırken, kimi insan soğuk renk grubundan veya koyu tonlardan hoşlanır. Ancak mekân, zaman, konum, yaş, cinsiyet gibi faktörler genellikle renk tercihini etkilemektedir. Üstelik bu tercihler nerdeyse toplumsal bir teâmül halini bile almıştır. Meselâ yaşlı insanlardan daha ağır ve olgun renkleri tercih etmeleri beklenir. Onların psikolojik yapıları buna elverişli değilse; yani yaşlanmalarına rağmen hâlâ genç gibi davranıyorlar, genç gibi giyiniyorlarsa bazı muhitlerde onların bu tutumları yadırganabilir. Yine, genç birisinin de yaşına göre fazla durgun ve olgun renkleri benimsemesi durumunda çevresinden olumsuz tepki alması mümkündür.

Kız çocukları için pembe ve kırmızı gibi renklerde, erkek çocukları için mavi tonlarında elbiseler, oyuncaklar üretilmesinden başlayarak insan hayatının bütün safhalarını etkisi altına alan renk hegemonyası âdeta toplumsal bir baskıyı çağrıştırdığı için sosyolojinin araştırma sahasına da pekâla girebilir.


Renklerin kullanımı, hayatın her safhasına yayıldığı gibi ölümle ilgili merasimlere ve geleneklere de yansımıştır. Bu durum, dinî inançlara ve kültür coğrafyasına göre farklılık arz eder. Cenazenin beyaz bir kefene sarılması, cenaze merasimine katılanların siyah giyinmeleri, rengin inançlarla ve geleneklerle ilişkisine birer örnektir. Ayrıca bazı tarihî olaylarla ilişkili olarak renkler daha yoğun sembolik anlamlar kazanmıştır. Meselâ Türk bayrağındaki kırmızı renk, şehitlerin kanını temsil etmektedir. Selçuklu sultanları da kırmızı rengi bir saltanat alâmeti olarak kullanmışlardır. Yine İslâm tarihinde Abbasîler’in, siyahı, Emevîler tarafından öldürülen Haşimoğulları şehitlerine matem işareti olarak kabul ettikleri İbn-i Haldun ve bazı tarihçiler tarafından da nakledilmektedir.1

Siyah, Abbasî Devleti’nin kurulması sürecinde de sembolik olarak kullanılmış ve propaganda aracı olmuştur. Taberî, İbn Kesîr gibi müelliflerin kaynaklarında nakledildiğine göre, 116/734 yılında Horasan merkezli olarak ortaya çıkan Hâris b. Süreyc isyanının simge rengi yine siyah olarak taraftarları arasında kullanılmıştır.2

Bu örnekler haricinde, diğer bütün ana renklere elbette yine dinî, tarihî ve kültürel anlamlar yüklenmiştir. Bu temsil zenginliği, şiiri, edebiyatı ve sanatın diğer alanlarını etkisi altına almış; sanatkârlara çok yoğun bir ifade gücü kazandırmıştır.

Dolayısıyla, hayatın bütün boyutlarında uyumlu ya da uyumsuz olarak karşımıza çıkan renkler, kişisel zevklerin konusu sayılarak “tartışılmaz” kabul edilse de estetik bakımdan daima bir tartışmanın konusu olmuştur. Çünkü sayısız renk alternatifinin mümkün olduğu böylesine zengin bir alanda gözü okşayan uyumların yakalanabilmesi için ciddi araştırmalar ve denemeler yapmak gerekir. İyi bir tasarımcı, harcıâlem renk uyumlarının ötesinde yepyeni arayışlara açılır ve kolaycılığa kaçmayan, akla hemen gelmeyen konseptler oluşturur.

Renklerin ve zevklerin tartışılamayacağı ön yargısı, “estetik” diye bir bilim dalını veya felsefe alanını yoksaymanın bir sonucudur. Halbuki Antik Çağ’dan beri pek çok filozof tarafından estetik felsefesiyle ilgili önemli görüşler ortaya konmuştur ve sayısız sanatçı tarafından farklı estetik anlayışlar temellendirilmiştir. Bütün bunlar, estetiğin keyfî ve indî bir mesele olmadığını açıkça göstermektedir. Bu konuları ele alan birçok kitap ve makale yayınlanmışken hâlâ güzelliğin genel geçer kriterleri olamayacağını savunmak tuhaftır.

Tarih boyunca birçok filozofun iştirak ettiği estetik tartışmalarına ilaveten, meselâ Immanuel Kant, güzellik değerinin estetik süjede objektif bir şekilde meydana geldiğini ortaya koymaya çalışmış ve bu yönüyle de “zevkler ve renkler tartışılmaz” şeklinde klişeleşen güzelliğin sübjektif olduğu tezine karşı çıkmış; tartışılmaz olan şeyin, sübjektif olanın güzellik değeri değil de “hoş” kavramı olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla ona göre; birbirleri ile ilişkisi olan estetik değerler “iyi”, “hoş” ve “yararlı” kavramları olabilir; ancak “güzel” kavramı bunlardan tamamen bağımsız, bizzat estetik nesnenin kendi zatında bulunan bir özelliktir.3

Kur’an-ı Kerim’de renklerle ilgili olarak “levn, (çoğulu elvân, sıbğa, sûd, müsvedde, esved, beyz, beyza, ebyaz, zürka, cüded, humr, safrâü, musferran, sufrun, hudr” gibi ifadeler geçmektedir. Meselâ; “(Bizim boyamız) Allah’ın boyası(dır)! Boyası Allah’ınkinden güzel olan kimdir? Biz O’na ibadet edenleriz”4 âyetinde “sıbğatullah” ifadesi geçmektedir. Bu tabir, din, akıl, iman, İslam ve fıtrat olarak da yorumlanmıştır. Buna göre “sıbğatullah”, Allah’ın vurduğu boya, verdiği renk ve insan yaratılışına hâkim kıldığı özellik ve nihayet varlık yapısı, karakter anlamlarına da gelmekte ve ezelde insanın ruhuna konan, doğuştan gelen bir inancı, fıtratı, tevhidi yansıtmaktadır.5


Peygamber Efendimiz (SAV)’den rivayet edilen bazı hadis-i şeriflerde muhtelif renkler zikredilmekte olup bunlarla ilgili çeşitli tavsiyeler yer almaktadır. Meselâ beyaz elbisenin sünnet olması, konuyla ilgili bazı hadislere dayanmaktadır. Ayrıca, siyah, kırmızı, sarı, mavi gibi renklerin geçtiği, başka konularla ilgili rivayetler de sözkonusudur.6

Renklerin taşıdığı anlamlar ve renk uyumları meselesi oldukça derin bir bahis olmakla birlikte bizim burada ele alacağımız konu, “hat sanatında renk” meselesidir. Türk-İslâm sanatlarının merkezinde yer alan hat sanatı denince genellikle akla ilk olarak siyah mürekkep gelir. Bazı istisnalar dışında, on dört asırdır hat sanatının vazgeçilmeyen rengi siyah olmuştur. Yani hat, öyle bir sanattır ki sadece siyah renk kullanılarak tarih boyunca sayısız eser verilmiştir. Nasıl olmuştur da is rengi koyu bir siyah mürekkepten bu kadar kalıcı bir estetik meydana getirilebilmiştir?

Hat, çizginin gücüdür. Hat, sadece çizgilerle hangi boyutların keşfedilebileceğini gösteren bir sanattır. Bunlar öyle çizgilerdir ki; belli bir incelikten başlanıp son derece tabiî bir seyirle belli bir kalınlığa geçilir veya kalem ağzı kalınlığındaki bir başlangıçtan sonra çizgi incelmeye başlar; sonra tekrar kalem ağzı kalınlığına ulaştığı olur ve bu tatlı değişikliklerden sonra harf gayesine ulaşır. Bu çizgilerde bazen ani dönüşler yapılır sonra tekrar belli bir yöne doğru ilerlenir. Bütün bu ilerleyiş ve dönüşlerde kalem ağzının özel bir açıyla kesilmesinden (kat’) kaynaklanan şaşırtıcı şekillere ulaşılır. Ancak çizgilerin en kalın olduğu kısımlar kalem ağzının kalınlığını geçmez; geçmemelidir. Ayrıca, kamış kalemle yazılan yazı nevilerinde harfler ne cetvelle çekilecek düzlüktedir ne de pergelle çizilebilecek bir daire parçasıdır. Bütün çizgilerde izahı gayr-i kabil bir fıtrîlik, tabiatta benzeri olmayan bir bediîlik vardır. Hal böyle olunca, hat sanatında siyahtan başka bir renk kullanmaya aslında hiç ihtiyaç yoktur.

Bazı hattatlara göre siyahtan başka mürekkepler kullanmak, bu sanata bir nevi ihanet etmektir. Çünkü hattın çizgisinde saklı olan güzelliği en iyi yansıtan renk siyahtır ve siyah aslında nötr bir renktir. Bütün baskınlığına rağmen siyahın bir renk olma iddiası yoktur. O, diğer bütün renklerden ayrı bir yerde durmaktadır. Bir bakıma siyah, renk bile değildir. İşte tam da bu sebeple hat sanatı siyah mürekkeple icra edilir; edilmelidir. Bu sanata diğer renkleri bulaştırmak, hat sanatındaki çizgilerin verdiği güçlü etkiyi hiçe sayıp başka arayışlara yeltenmektir. Yine aynı akımın sanat anlayışına göre kim ki hat sanatında diğer renklere tevessül ediyorsa, asıldan uzaklaşmış ve “tribünlere oynamaya” niyetlenmiş demektir. Kırmızılar, maviler, sarılar, yeşiller vs. hat eserine hâkim olduysa orada artık çizginin estetiği değil renklerin uyumu ve cazibesi devreye girmiştir. Renklerden medet umanlar, hattın soyutlama gücünü fazla dikkate almayanlardır. Eğer bir kimse renklerle oynamayı çok seviyorsa onun hat sanatıyla değil başka sanatlarla uğraşması gerekir.

Peki günümüzde verilen hat eserlerinin birçoğunda rahatlıkla farklı renkte mürekkepler kullanıldığına göre bu eserlerin hat sanatı bakımından kıymeti nedir? Bu soruya birkaç farklı açıdan cevap verilebilir. Öncelikle, kullanılan bu renkli mürekkeplerin ömrü ne kadardır? Yüzyıllara dayanıklılığı tecrübeyle sabit olan is mürekkebinin karşısında, bu mürekkeplerin kalıcılıkları tecrübe edilmiş midir? Her ne kadar günümüz teknolojisiyle, bu mürekkeplerin birçok teste tabi tutulup geçer not aldığı tescillenmiş olsa da, özellikle bazı sıcak renklerin zamana ve şartlara dayanıklılığı konusunda şüphe söz konusu olacaktır.

Konuyla ilgili bir başka soru şudur: farklı renklerin kullanıldığı hat eserlerindeki renk uyumu/dağılımı başarılı mıdır? Çünkü, fazla renk şöyle dursun sadece iki rengi bile bir arada kullanabilmek için ciddi bir renk ve kompozisyon bilgisine ihtiyaç vardır. Bu yolu tercih eden hattatlar renk konusunda da bir eğitim almışlar veya yeterli birikime ulaşmışlar mıdır? Eğer doğru renkler doğru miktarlarda kullanılırsa –ki kâğıt rengi de bu konuya dahildir- elbette güzel bir netice almak mümkündür.

Tasarımlardaki yenilik ruhu ve renk kullanımındaki uyumluluk, sanatçının donanımlı bir altyapıya sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu özellikler ise sadece pratik bakımdan becerisini artırmakla değil, aynı zamanda teorik birikim elde etmekle de sağlanabilir. Meşhur İslam düşünürü İbn Miskeveyh’in bu konuyla ilgili tasnifine göre insanlar nazarî (teorik/kuramsal) ve amelî (pratik/uygulama) yetenekleri bakımından dört kısma ayrılırlar: Teorik ve pratik yönüyle güçlü olanlar, teorik ve pratik yönüyle zayıf olanlar, teorik yönleri kuvvetli ama pratik yönden zayıf olanlar, pratik yönden kuvvetli ama teorik yönden zayıf olanlar.

Gerek sanatları icra etmek, gerekse kavramak, hem teorik hem de pratik alanlarda yetkinliği gerektirir. Bu yetkinliğe sahip olmak ise kültürel bir arka plan gerektirir. Miskeveyh’e göre bazı insanlar nefsi istidadından dolayı yüce etkileri almaya uygundur.7


Hat sanatında renklilik konusuyla ilgili bir başka önemli husus, kalem hareketlerinin gösterilmesi hususudur. Eski hat eserleri çoğunlukla koyu siyah mürekkeple ve kalem hareketini göstermeksizin verilmiş olmakla birlikte, farklı renkteki mürekkepler daha şeffaf bir görünüm sağlayabilmektedir. Böylece çizgiler transparan olup kalem hareketleri bariz bir şekilde izlenmektedir. Bu hususta da bazı hattatlar ve sanatseverler yazının şeffaflığının onu daha çok güzelleştirdiğini savunurlarken bazıları şeffaf olmayan, koyu mürekkeple yazılan yazının makbul olduğunu ileri sürmektedirler. Yazıda kalem hareketinin belli olmaması gerektiğini benimseyenler, yazı usta bir hattat tarafından yazıldığında kalemin tabiî seyrinin zaten yeterince estetik duracağını, kalem hareketini belli etmeye gerek olmadığını, hatta bunun yazıdaki güzellikten çalacağını gerekçe olarak ifade etmektedirler. Dolayısıyla; bu konu da hattatlar ve sanatseverler arasında ihtilaf arz etmektedir.

Hat eserlerinde tercih edilen renklerin, sanatkâr ve/veya toplum tarafından benimsenen inanç ve kültür dünyasındaki sembolik anlamlarından bağımsız olarak kullanılması ne kadar yerindedir? Yine, hat eserlerinde yazılan ibarelerin manasıyla renk tercihlerinin bir ilişkisi olmak zorunda mıdır? Bu gibi soruları çoğaltmak mümkün olsa da bunlara net cevaplar bulmak mümkün olmayabilir.

Renklerle ve şeffaflıkla ilgili modern felsefedeki bazı kavramsal tartışmalar ise konuya çok daha farklı boyutlardan yaklaşılmasını sağlamıştır. Meselâ Wittgenstein, renkler üzerine yaptığı felsefî yorumlarla meseleyi oldukça sorgulamacı bir bakış açısıyla ele alarak yaygınlıkla benimsenmiş kanaatleri yerinden sarsan sorular ortaya atmıştır. “Saydam ortamın bıraktığı izlenim, bir şeyin ortamın gerisinde durmasıdır. Görsel form tümden tek renkle ilgili (monokromatik) ise, saydam olamaz”.8 Bu durumda, diğer sanat dallarından farklı bir yaklaşımla, hat sanatının kendine has nitelikleri ve seçilen ibarelerin anlamları ışığında, bu sanatta renk kullanımı ve şeffaflık gibi konuları farklı değerlendirmelere tabi tutmakta fayda vardır.

Çağımızda hat eserlerinde siyah dışındaki mürekkeplerlerin de sıklıkla kullanıldığını müşahede etmekteyiz. Böyle bir yönteme başvurmak usûlen hatalı değil midir, şeklinde bir soru ortaya atılabilir. Geleneğe bakıldığında her ne kadar büyük çoğunlukla siyah mürekkebin tercih edildiği görülse de başka bir renkle hat eseri yapılamayacağı şeklinde bir kaide yoktur. Hattâ bazı temel kaynaklarda kırmızı mürekkep, zırnık mürekkebi vs. imal etme tarifleri de verilmiştir9 ve eski hattatlar muhtelif renkte mürekkepler kullanmışlardır. İlim talimiyle ilgili eski usûl kitaplarından olan ve İmam Burhaneddin ez-Zernûcî tarafından telif edilen Ta’lîmü’l-Müte’allim adlı eserde ise ilginç bir yaklaşımla kırmızı mürekkebi sadece filozofların kullandığı belirtilerek ilim erbabının kırmızı mürekkeple yazı yazması tavsiye edilmemiştir. Tabi yeri geldiği için değindiğimiz bu husus ilimle ilgili olduğundan bunu sanat tartışmalarına taşımak uygun olmayabilir.

Günümüz teknolojisiyle imal edilen akrilik mürekkeplerde çok sayıda renk alternatifi mevcuttur. Bunları kullanarak yoğun emek isteyen eserler vermek hususundaki temel endişe, -yukarıda da bahsedildiği gibi- geleneksel is mürekkebi kadar uzun ömürlü olup olmayacakları hususudur. Usûlüne uygun olarak yapılmış is mürekkepleriyle yazılmış hat levhalarının yüzyıllardır hiç solmadıkları ortadadır. Bin sene evvel yazılmış olan yazıların hâlen mevcudiyeti, bunun ıspatıdır. Dolayısıyla bu yöntemin ve bu malzemenin sağlamlığı denenmiştir. Günümüzde imal edilmeye başlanmış mürekkeplerin ise akıbeti meçhûldür. En azından bir asır dayanabileceği hakkında bile herhangi bir garanti yoktur. Bununla birlikte, günümüz hattatlarının pek çoğu tarafından kullanılmaktadır.

Hat sanatında çok renklilik, yaklaşık olarak son on-yirmi yıl içinde yaygınlaşmaya başlamıştır. Aynı eser içinde kırmızı, mavi, kahverengi, siyah, sarı, yeşil vs. renklerde harfleri görebileceğimiz eserler verilmiştir. Bununla birlikte kalem hareketinin gösterilmesi ve yazıya farklı bir boyut katılması da denenmiş; hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.

Sonuç olarak; hat sanatında farklı renklerin kullanımıyla ilgili tartışmalar sıcaklığını muhafaza etmektedir. Günümüz teknolojisiyle üretilen renkli mürekkeplerin gerçekten asırlara direnip direnemeyeceğini zaman gösterecektir. Simsiyah is mürekkebiyle değil de günümüz sanat anlayışına daha çok hitap etmeyi önceleyerek farklı mürekkeplerle ortaya çıkarılmış ve âdeta “moda” hâlini almış olan rengârenk hat levhalarının estetik değerleri ve renk armonileri ise sanat eleştirmenlerinin objektif değerlendirmelerini beklemektedir.

DİPNOTLAR *Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslâm Sanatları Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Hattat. 1) Ahmet Kütük, “İslâm/Türk Devlet ve Toplum Geleneğinde Renkler ve Anlamları”, Türkiyat Mecmuası, C. 24, Güz 2014, s. 138. 2) M. Bahaüddin Varol, “İslâm Tarihi’nin İlk İki Asrında Simge Renkler ve Siyasî Anlamları”, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 17, Konya 2004, s. 115. 3) İsmail Şimşek, “Antikçağdan Alman İdealizmine; Estetik Bir Değer Olarak Güzellik”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 41, Erzurum 2014, s. 344. 4) Bakara Sûresi, 2/138. 5) Abdulmecit Okcu, “Kur’an’da Renkler”, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 28, Erzurum 2007, s. 136. 6) Hüseyin Akyüz, “Hz. Peygamber’in Hadislerinde Renklerin Dili”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 41, Erzurum 2014, s. 376 vd. 7) Ramazan Turan, “İbn Miskeveyh’de Estetiğin Tezâhürleri”, Cumhuriyet İlahiyat Dergisi, 21 (2), Aralık 2017, s. 1024. 8) Ludwig Wittgenstein, “Renkler Üzerine Düşünceler” (çev. İlyas Altuner), Beytulhikme An International Journal of Philosopy, V. 4, Issue 1, June 2014, s. 118. 9) Müstakîmzade, Tuhfe-i Hattâtîn, 1928, s. 202, 603-604, 624; Nefeszâde İbrahim, Gülzâr-ı Savâb, 1938, s. 93-100; M. Bedreddin Yazır, Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli, c. II, s. 180-186, M. Uğur Derman, “Mürekkep”, DİA, c. 32, 2006, s. 46-47.

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 52 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK