Osmanlı Kültürü

Ecdâdın Emaneti Sobalar Küllerinden Doğuyor

  • #


Yazı: Zeynep Ozancalı

Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa’dan ithal edilen sobaların hepsi birer sanat eseri değeri taşıyor. Özellikle Padişah II. Abdülhamit döneminde sarayları, köşkleri, yalıları ısıtan, sipariş üzerine Türk kültürüne özgü renk ve desenlerle bezeli olan sobalar uzunluk ve ağırlıklarıyla da dikkat çekiyor. Pek çoğu yıllara yenik düşmüş, kimisi bakımsızlıktan çürümeye yüz tutmuş, kimisi ise kıymetini bilmeyen ellerde bir kenara atılmış asırlık antika sobalar, ustası İsmail Uçaroğlu tarafından aslına uygun restore edilerek, eski görkemine kavuşuyor. Sobaların ülkemize geliş hikâyelerini araştırarak, ustasından restorasyon süreçlerini dinledik.

Altay Türklerinin inanışlarına göre insanlara ateşi, Tanrı Kara Han’ın oğlu Tanrı Ülgen hediye eder. Ülgen; gökten biri kara, biri ak iki taş gönderir. Kuru otları avucunun içinde ezerek bir taşın üzerine koyar, öbürü ile vurur. Çıkan kıvılcımlardan otlar ateş alır. İnsanlar da bunu görerek ateş yakmayı öğrenir.1 İnsan ateş sayesinde ilkellikten uzaklaşıp karanlıktan aydınlığa çıkar, pişirerek yemeyi öğrenir, avladıkları hayvan derileri ile soğuğa karşı koymak yerine ateşin yaydığı ısı ile sıcak bir ortama kavuşur. Zaman geçtikçe aklını kullanarak daha uygar bir yaşama adım atan insanlık, keşfi on binlerce yıl öncesine giden ateş ile ısınma yöntemlerini de geliştirir. İlk dönemlerde yakılan ateşin etrafından toplanan insanlar ateşi evlerine almaya başlar. Bunda da farklı yöntemler deneyen insanoğlu bazen duvara gömülü bir oyuk içinde, bazen de ocak benzeri bir yerde yanan ateşle ısınma sorununa çare bulur.

Ocak, mangal, yemek pişirilen maltız derken pek çoğumuzun çocukluk anılarında saklı kalan sobalar ise hayatımıza çok uzun yıllar sonra girer. Ateşi kontrol altına alma ve bu enerjiden yararlanma gayretinde önemli aşamalardan biri olan sobanın keşfi 17. yüzyıl Avrupa’sında gerçekleşir. Ülkemize gelişi de Batı ile yakın ilişkilerin kurulduğu Tanzimat Dönemi’ndedir. O dönemde Avrupa’ya giden Osmanlı devlet adamları, aydınlar, sanatçıların gördüğü bu icadın kullanımı kıvılcımları muhafaza ederek çıkacak olası yangınlara karşı daha korunaklı olması ve açıkta yanan ateşten zehirlenme ihtimaline karşı daha sağlıklı olduğu için kısa sürede yayılır. Böylece yeni yapıların ısıtma sistemlerinde yeni bir düzenlemeye gidilerek, soba konulacak yerler, bacalar inşa edilir. Başta saraylar olmak üzere konaklara, yalılara, devlet dairelerine giren sobalar günlük hayatın bir parçası halinde dönüşür.

Tanzimat’a kadar çetin kış şartları ile şömine benzeri ocaklarla mücadele eden saray mensupları ile Osmanlı halkı için Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya, İngiltere ve Hollanda yapımı çok sayıda soba ithal edilir. Ayrıca Karadeniz’in çeşitli illerinden Rusya’ya çalışmaya gidenlerin ülkeye getirdikleri “peçka” adı verilen sobanın da kullanımı Karadeniz ve çevre illerde hızla artar.


II. Abdülhamit döneminde Avrupa menşeli ithal sobalar ile yabancı şirketlerin Türkiye’de ürettiği sobalar çok çeşitlidir. Gayrimüslim zanaatkârlar tarafından dökümden, saçtan, tuğladan ve çiniden yassı, silindir, kare vb. biçimli sobalar üretilir. Bu sobalardan en özelleri ise hepsi birer sanat eseri olan çini sobalardır.

Konuya ilişkin İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Belgin Demirsar Arlı, bir sempozyumda yaptığı “Osmanlı’da Çini Soba Kullanımı ve Kütahya'dan Örnekler” başlıklı konuşmasında Başbakanlık Osmanlı arşivinde II. Abdülhamit dönemine ait Türkiye’ye soba ithali, ithal edildikleri yerler, fiyatları, faturaları, markaları ve soba cinslerine ait pek çok detayın olduğunu belirterek, saç, döküm, emaye ve çini gibi farklı malzemelerden, değişik formalarda üretilen sobalar arasında en etkileyici olanların çini sobalar olduğunu söyler.

Sarayların Isıtma Sistemi

Osmanlı döneminde sobanın kullanımı ilk önce saray ve çevresinden başlayarak halka doğru bir yayılım gösterir. Özellikle II. Abdülhamit döneminde sipariş üzerine sayılı adette üretilen ve Türk kültürünü yansıtan motiflerle süslenmesine özen gösterilen çini sobalar; Dolmabahçe, Yıldız gibi sarayların hemen her bölümünün başköşesinde yerini alır. Bu konu Milli Saraylar’ın “Isıtma Araçları Koleksiyonu” adlı yayınında “19. Yüzyıl Osmanlı Saraylarında Isıtma Araçları” başlığıyla ele alınır. Kitapta, mimariye bağlı birer sanat eseri olarak değerlendirilen ocaklardan, değerli madenlerden yapılan mangallardan, bir başka ısınma aracı olan tandırlardan söz edilirken, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra ısınmaya Batılı bir anlayışla çözüm üretildiğine değinilir.

Çalışma, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı, Yıldız Şale, Ihlamur ve Maslak kasırları ile Aynalıkavak Kasrı’ndaki ısınma sistemlerine yönelik bilgiler de verir. Bu önemli yapılarda ısıtma araçlarının pek çoğunun Avrupa kaynaklı olduğu belirtilirken, Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Şale’de bulunan sobaların çinilerinde, kapak veya kül çekmecelerinin madeni kısmında bulunan markalardan kaynaklarının saptanabildiği yazılıdır. Saraylarda bulunan Hazarossian, Hardmuth, Röstrand ve Meissen markalarından bahsedilerek, ithal sobaların özellikleri sıralanır.

Tamamı Dolmabahçe Sarayı’nda yer alan Hazarossian sobaları gerek ölçü, gerekse renk ve desen tasarımı açısından farklılıklar gözetmekle birlikte, ebat olarak bir metre yüksekliğinde ufak soba grubundandır. Hem yurt dışından soba ithal edilen hem de Anadolu’da üretimi yapılan bu sobalar daha çok sarayın Harem-i Hümayun kısmında yer alır.

Yine sarayda on dört adet Hardtmuth damgalı sobaya rastlandığı sözünü ettiğimiz kaynağın verdiği bilgiler arasındadır. Boyları iki metreyi geçen sobalarda barok ve rokoko gibi 16. ve 17. yüzyıl süslemelerinin izleri görülür. Çekoslavakya’dan geldiği anlaşılan sobalar, Osmanlı sarayları için sipariş usulü bitkisel motiflerle bezelidir.

Rörstrandlar ise İsveç malıdır. Fabrikanın 1881-1896 tarihli kataloğundan seçildiği yazılı olan bu sobalarda da Hardtmuth damgalı sobalarda olduğu gibi bitkisel ya da soyut motifler işlidir. Her iki markada da, standart üretimde pazar payı büyük olan koyu yeşil, kahverengi gibi renklerin yerine beyaz ve açık renklerin tercih edildiği belirtilir. Yayında ayrıca Meissen marka sobaların varlığından da söz edilirken, bilinenin aksine Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyunu’nun ürettiği herhangi bir soba örneğine Milli Saraylar Koleksiyonu içinde rastlanmadığının bilgisi de yazılıdır.


Uçaroğlu, Döküm ve Çini Sobaları Restore Ediyor Günümüzde kalorifer ve doğalgaz kullanımının artmasına bağlı olarak sözünü ettiğimiz sobalar birer antika eşya haline geldi. Artık onları sadece eskinin taş binalarında görür olduk. Korunabildiği kadarıyla heybetli cüsseleri ve üzerindeki işlemelerle dikkatimizi çeken dökümden yapılan, çini ile süslenen sobalar pek çoğumuzun özlem duyduğu ailenin bütün fertlerinin etrafında toplandığı, üzerinde ekmek kızartılan, kestane közleyerek beraberliği hatırlatan anılarında saklı kaldı.

Zanaatkârların ateşi toprakla buluşturarak çini giydirdiği, belki de demirin en estetik halinin verildiği bu sobalar antika soba tamircisi İsmail Uçaroğlu’nun ellerinde tekrar hayata dönüyor. Kendisini Horhor Antikacılar Çarşısı’nda ziyaret ettiğimiz Uçaroğlu, atölyesinde asırlık sobaları aslına uygun olarak restore ediyor.

İsmail Uçaroğlu zanaatını, yakın bir zamanda kaybettiği babasından öğrenmiş. Henüz çocuk yaşlarda yutmuş atölyenin tozunu. 1981 yılından itibaren de işin başına geçerek, şimdilerde daha çok dekorasyon amaçlı kullanılan döküm ve çini sobaların tamirat ve restorasyonlarına başlamış. Bir süre kardeşi Halit Uçaroğlu ile birlikte çalışan sanatkâr, kardeşinin Dolmabahçe Sarayı’na elektrik ve kalorifer sistemlerinin eklenmesiyle depolara kaldırılan çini sobaların restorasyonuna geçmesi üzerine yükü tek başına sırtlamış.

Küçük atölyesine sığdırdığı yeşil, mavi, pembe, kahverengi gibi rengârenk, gül, karanfil, yaprak ve ağaç gibi desenlerle bezeli sobalarla ilgili her türlü işlemi yapan antika soba tamircisiyle sohbetimiz, atölyenin girişinde duran en büyük sobayı tanıtmasıyla başlıyor. Sütlü kahve rengi olan soba kat kat bir görünüme sahip. Meissen marka. Üzerindeki içe doğru halka motifler daha çok kilim desenini andırıyor. Bacası da diğer sobalar gibi arkadan değil, ortadan çıkışlı. Sanatkâr bu soba ile ilgili, “Bu büyük bir salon için tasarlanmış, 19. yüzyıldan kalma çini bir sobadır. Oda ortasına kurularak, dört bir taraftan ısı vermesi istenerek seyir amacıyla yapılmıştır.” diyor.

“En Kıymetli Çini Sobalar Padişah Odalarında”

İsmail Uçaroğlu’nun elindeki döküm ve üstü fırınlı çini sobalar 18. yüzyıl sonları 19. yüzyılın başlarına ait. II. Abdülhamit dönemine tanıklık eden Fransız ve Alman yapımı bu sobalar çeşitli bitkisel motiflerle süslü. “Padişah II. Abdülhamit sarayda heykel istemediği için Avrupa’daki gibi tılsımlı, aslan, pençe ve melek figürlü veya kilise resimleri olan sobalar bizde yoktur.” diyen usta, Osmanlı saray ve konaklarında kullanılan sobaların hem ebat hem de görünüş itibariyle her birinin sanat değeri taşıdığını söylüyor. Saraylara konan sobaların kendi içinde farklılıklar gösterdiğini belirten sanatkâr, “İhtişamıyla insanı büyüleyen en özel sobalar padişahların kullandığı bölümlere konurdu. Büyüklüğüyle odayı doldurmalıdır ki bunun yanında odanın dekorasyonuna, duvarların rengine yakışması da ayrı bir önem arz eder. Ancak sultan odalarına baktığımızda daha kibar, küçük sobalar konduğunu görmekteyiz.” diyor.

Önemli yapılarla bütünleşen, işlevinden çok daha fazla anlam taşıyan çini sobalardan örnekler göstererek haklarında bilgi veren Uçaroğlu, Almanların parlak çini sobalarının Meissen marka ve Art Nouveau ile Rokoko tarzında üretildiklerini ifade ediyor. Fransızların ise çini sobalarda Ardeko modeli çalıştıklarını söyleyen usta, Fransızların çalışmalarının Almanlara göre çok daha sade görünüme sahip olduklarını anlatıyor. Ayrıca Fransızların pik döküm modeli yaptıklarını aktaran Uçaroğlu, “Kuzineler, musluklu kuzineler, yuvarlak döküm sobalar, pencereli döküm sobalar, şömine sobaların hemen hemen hepsi Fransızlara aittir.” diye konuşuyor.

Önde bir ayak arkada ise iki ayağı bulunduğu için ördek modeli ile anılan bir soba üzerinden döküm sobalara dair, “Malzemeniz demir de olsa, çini de olsa, eskiden bir sanat vardı, estetik vardı, emek vardı.” şeklinde konuşan usta, bu tarz sobaların ince bir dökümden üretildiğini şimdi ise aynı ayarda bir soba üretmenin mümkün olmadığına vurgu yapıyor. Sanatkar, bunun sebebini ise eskinin sistem, malzeme ve kalıbının olmamasına bağlıyor. “Önceden insanlar kalıbı çok güzel döküyordu, fırından istediği ölçü ve renkte verim alabiliyordu. Çünkü taş ocaklar vardı.” diye konuşan Uçaroğlu, şimdi ise çok yüksek ısıda pişen kalıpların soğuduğunda büyümesi, istenilen ölçü ve rengin tutturulamaması gibi nedenlerden dolayı seri üretiminden söz edilemeyeceğini dile getiriyor.

Soba üretiminde Alman ve Fransız fabrikalarının ön planda olduğunu belirten ustaya Türklerin soba üretilip üretmediğine dair bir soru yöneltiyoruz. Ustanınsa cevabı, “Dünyanın en pahalı çinisi olan İznik çinisinden yapılmış tek bir çini sobanın olduğunu biliyoruz. Restorasyonu yapmak da babama nasip oldu. Şu an nerede ve kimin elinde olduğunu ise kesin olarak bilemiyoruz. Bir de Ethem Efendi çini sobası var. Sadece bir tane üretilmiş, devamı yok. Dolayısıyla çok kıymetli. Mutlaka Türkler de zamanında soba üretti ancak sanat eseri olarak günümüze ulaşan sadece birkaç örnekten haberdarız.” şeklinde oluyor.


“Çini Sobalar Hassas Parçalardır”

Bir sobanın milliyetini üzerindeki motiflerden, tarzından ve bir köşesine vurulan damgasından kolayca anlaşılabildiğini ifade eden Uçaroğlu, sobaların fiziksel özellikleri ve ağırlıklarının değiştiğini söylüyor. Antika soba tamircisi, “Saraylarımızdaki sobaların ağırlıkları yüz kilo ile bir ton arası değiştiği gibi 2-3 metreyi bulan yüksekliklerde de olabiliyor.” diyor.

Uçaroğlu, atasından çini veya döküm soba kalanların getirdikleri antika sobaların tamiratı haricinde Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı başta olmak üzere, Atatürk Köşkü, Ayasofya Müzesi, Marmara ve Hacettepe Üniversitesi, Genelkurmay Başkanlığı, Rahmi Koç Müzesi, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi, Selimiye Camii gibi pek çok önemli ve tarihi yapıda bulunan sobaların restorasyonunda da çalışan bir isim. Asırlık çini sobaların tek düşmanının rutubetli ortam olduğunun altını çizen sanatkâr, uzun süre neme maruz kalan bir sobanın çinilerinin de zamanla döküleceğini söylüyor. Döküm sobaların ise sadece paslanacağını söyleyen usta, 3-4 yıl aktif olarak kullanılan bir çini sobanın da restorasyon isteyeceğini çünkü içindeki toprakta çatlama meydana geleceğini ifade ediyor. “Eğer çini sobanın toprağı belli aralıklarla elden geçmezse bu defa dış çinisi çatlayabilir.” diyen usta, çini sobaların hassas parçalar olduklarından söz ediyor.

Soba Bir Setten Oluşur

Gelelim zanaatkârın bir sobayı nasıl tekrar hayata döndürdüğüne. Sobada kalıp, boya, eksik parçalarını tamamlama gibi tüm işlemlerde el becerisini kullanan Uçaroğlu, sobanın tüm eksikliklerini giderip, kullanılabilecek halde teslim ediyor. Başta usta, “Bu meslek sırdır, ben babamdan öyle gördüm. Tam anlamıyla öğrenmek 30 yılımı aldı.” dese de restorasyonlarda kullandığı toprağı özel olarak seçtiğini aktarıyor.

Sobalarda yaygın olarak tercih edilen şamot harcını kullanmadığını dile getiren sanatkâr, toprak, alçı, su ve kumu karıştırarak elde ettiği karışım ile sıva işlemi yaptıktan sonra derz yardımıyla arada kalan çatlakları kapatıyor. Dış boya kısmının ise final olduğunu belirten Uçaroğlu, kalem ve fırça yardımıyla kırık ve çatlak olan yerleri kapatarak sobayı eski konumuna getirdiğini söylüyor.

“Restorasyon sürecinde verdiğin emeğe dikkat etmek gerekir. Hakkıyla emek vermezsen, tarihi bir eseri mahvetmiş olursun.” diye konuşan Uçaroğlu, soba dendiği zaman akla alt tablasıyla, maşasıyla, küreğiyle, gelberisiyle, odunluğuyla, körüğüyle ve borusuyla büyük bir setin gelmesi gerektiğini ifade ediyor. Gerekli olduğu durumlarda bu parçaların da tamiratlarını gerçekleştiren usta, atölyesindeki örneklerden göstererek, “Eskinin insanları bunları bile gelişigüzel yapmamış, hepsinde ayrı bir zevk, ince bir işçilik var.” diyor. Geçmişten günümüze ulaşan sobanın rengine ve motifine uygun sadece boru örneklerinin saraylarda görülebileceğine değinen Uçaroğlu, kendisinin de seti oluşturmak adına çelik boruları sobaya uygun renge boyadığını belirtiyor.

“Soba, Zevk ve Merak İşidir”

Osmanlı’nın son dönemlerinde süslemeleri ile göze hitap ettiği için tercih edilen çini sobaların bir diğer özelliğini ise Uçaroğlu şöyle açıklıyor: “Çini sobaların içi toprak olduğu için geç yanar, geç soğur, hemen ısınmaz, ısındığı zaman kolay soğumaz. Odun haricinde başka bir şey yakılmaz. Kömür, hem sobanın toprağına zarar verir hem de kalorisi yüksek olduğu için sobayı patlatabilir. Döküm olanlarda ise hem kömür hem odun kullanılabilir, hemen yanar ve çabuk söner.”

Şu anda soba kullanımının gitgide azaldığını farklı yakıtlarla ısınma modeline geçildiğini belirten sanatkâr, yine de bu kültür ile büyüyen insanlar için sobanın bir merak ve zevk işi olduğunu söylüyor. Antika sobaların meraklısı çok sayıda insan olduğunu ifade eden Uçaroğlu, “İnsanlar atasının hatırasını evinin bir köşesinde görmek istiyor. Ateş ve közü görmek, odunların çıkarttığı sesi duymak onlara ayrı bir keyif veriyor.” diyor.

Babasının sayesinde altın bir bilezik kazandığını ve bunun büyük bir nimet olduğunu dile getiren İsmail Uçaroğlu, zanaatını icra ederken babasının “Bir işi yapacaksan severek yap, karşındaki sanatınla ikna et. Sen beğenirsen, karşındaki de beğenir.” nasihatiyle hareket ettiğini vurguluyor. Kendisinin de antika soba tamiri ustalığını bir zincir misali oğlu Ömer Faruk Uçaroğlu ile devam ettirmek istediğini söyleyen antika soba ustası, bu şekilde sanatının nesiller boyu yaşatmasını dileyerek sözlerine son veriyor.

Kaynak: 1) Prof. Dr. Seyidoğlu, Bilge. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi: Türk Mitolojisi ve Efsanelerinde Aile. Aralık 1992, Ankara. Atatürk Üniversitesi/Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 1240 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK